HACI AGA
Sâdık Hidâyet; Yapı Kredi Yayınları; 2008, 2. baskı, 107 sayfa
(Pazartesi, 3 temmuz 2009 Bayrampaşa / İstanbul)
Hacı Aga, bir roman... Sâdık Hidâyet'in KÖR BAYKUŞ adlı novellasından sonra
devrettiğim ikinci romanı bu. Bu pazar günü devrettim; kitabın
önsözünde bildirildiği gibi bir taşlama romanı bu.
Hacı Aga denilen ve romanın kahramanı olan zat her işini paraya
çevirmesini bilen, her kılığa giren, her çelişen sözü edebilen, Ramazan
ayında keyifsiz olduğunu bahane ederek oruç yiyen, şaraba düşkün olan
ve kendisine sorarsanız bu dünyanın sahtecilik, yalan dolan, alavere
dalavere, şarlatanlık ve üçkâğıtçılıktan ibaret olduğuna inanan
biridir. Evindeki taşlıkta kurulduğu döşekte ziyaretçilerini
karşılarken bir yandan da karılarının başında nöbet tutmuş saymaktadır
kendisini. Sekiz kızı ve bir oğlu vardır. Bahşiş vermeyi sevmiyor Hacı
Aga. Sevdiği şeylerin başında yemek geliyor. Sâdık Hidâyet onun
için: 'Yemekten sonra bir müddet yerinden kımıldamazdı.' diye
yazıyor. Yıkanmayı çok sever ama hamam fiyatlarını çok bulduğundan
fazlaca hamama gidemez; taşlık bu yüzden ekşi ekşi ter kokar. Uykuyu da
çok sever Hacı Aga. Gözlerini yumar yummaz horlamaya başlar ve
horultusu evin her yanından duyulur. Kadına düşkündür, zaman zaman
kafadar dostlarıyla geneleve gidip ev kapattığı da olur. Ama en çok
parayı sever Hacı Aga. Yaşamının tek amacıdır para. Parayı ele geçirmek
için her yolu mübah görür ve tapar âdeta paraya. Ziyaretine gelenlerin
her sözüne ucunda para var mı yok mu diye bakar, menfaat sağlanacak bir
durum yoksa işi başından savar. Emniyet Müdürü kendisinden çekinir, kabineye girecek olanları önceden bilir ve hatta bu konuda iddiaya bile girer ve çokça tahminleri doğru çıkar.
Hayatta iki tür insan olduğuna inanır: Çarpan ve
çarpılan. Çarpılanlardan olmak