Gömme töreni denen angaryalar sırasında ölüyü severiz, ölümle alışverişimiz yoktur çünkü. Ölüm büyük bir şeydir. Ölenin düşünceleri, eşyası ve alışkanlıklarıyla bizler arasında kurulan yeni bir ilişki düzenidir. Yeni bir dünya düzenidir. Görünüşe göre hiçbir şey değişmemiştir, oysa her şey değişmiştir. Sayfalar aynıdır ama kitap başkadır. Ölümü benliğimizde duyabilmek için ölüye ihtiyaç duyduğumuz saatleri düşünmemiz gerekir. O zaman ölenin eksikliğini duyarız. Onun bize ihtiyaç duyduğu saatleri düşünsek, iyi ama onun artık bize ihtiyacı yoktur ki. Dostumuzun bizi görmeye geldiği saati düşünmek. Ve bir boşluk duymak. Yaşamı belli bir açıdan görmek gerekir. Oysa ölini toprağa verdiğimiz gün ne açı vardır, ne uzay. Ölü de paramparçadır. Öleni toprağa verdiğimiz gün, koşuşmalar, sahici ya da yalancı el sıkmalar, anlık kaygılar içinde yitip gideriz. Ölen, ancak ertesi gün sessizlikte ölecektir. Bütünselliği içinde gözükecek, sonra yine bütünselliği ile varlığımızdan kopuk gidecektir. Ve İşte o zaman, bizden ayrılan, gidişine engel olamadığımız bu insan için ağlayacağız.