DUNE... 3 yıldır okuduğum kitap, evet 3 yıldır. King'in Mahşer kitabına yine benzer şekilde 4 yıl önce başlamıştım ki hala bitiremedim. Bu 2 kitap benim için tabu oldu, yıllar geçse ve tekrar tekrar okumaya başlasam dahi bitiremedim. Zamanında Part 1 sinemaya girmeden aylar önce yarılayıp bırakmıştım, Part 2'den aylar sonra kitabı tamamen bitirebildim... Bu kitapla değil benimle alakalı sanırım yanlış zamanda, yanlışlık kitabı okuyordum bu sebeple sonunu bir türlü getiremedim.
Gel gelelim incelemeye, uzun ve kaliteli çok güzel incelemeler var bu sebeple ben sadece içimden geçenleri yazmak istedim. Dune kesinlikle bir başyapıt... Kitap olarakta sinema uyarlaması olarakta şüphesiz başyapıt nitelemesini sonuna kadar hak ediyor. Bize merkezinde Paul'un yani Lisan-ül Gaib'in yani Kuisatz Haderah'ın olduğu ilk sayfadan son sayfaya kadar kadar siyaseti, felsefeyi, savaşları ve savaşların arkasındaki ekonomik çıkarları, dini daha doğrusu dinleri müthiş bir şekilde sentezleyen bir hikayesi sunuyor. Frank Herbert, Hristiyanlıktaki Mesih ve Şia'nın İsrailiyat aracılığıyla kendine kattığı Mehdi inancını, değerlerini Arrakis gezegenin temeline suyu ve bu inancı alarak bize ustalıkla sunuyor.
Böylesi scifi eserlerde alt metin çok önemli çünkü sizi etkilemesi, içine çekmesi önemli ve Dune bunu çok iyi yapıyor... Suyu ve inancı merkezine alarak sizi hikayeye adeta zincirlerle bağlıyor, her sayfayı çevirdiğinizde sonraki sayfada ne olacak heyecanını ve bilinmezliğini size yaşatıyor. Çünkü kimin başına ne geleceğini kestiremiyorsunuz. Herbert öylesine ustalıkla yazmış ki okuyucuya sadece bir hikaye sunmuyor. Hikayenin arkasındaki pis siyasi entrikaları, savaşların arka planındaki Lonca olsun Harkonnen ve diğerleri olsun ekonomik sebepleri halkın nasıl bir inanca sahip olduğunu, normal
"Dolunay çağırıyor seni...
Şeyh Hulud'u göreceksin;
Kızıl gecede, tozlu gökte,
Öldün kanlar içinde.
Bir aya dua ediyoruz: yuvarlak aya...
O şans getirecek bize,
Aradığımızı bulacağız sonunda
Sert topraklar diyarında."