Halen kitabı hazmetmeye çalışıyorum ama sıcağı sıcağına bir inceleme yapmak doğru olur diye düşünüyorum. Hazmedemeişim sanırım geleneksel bilgilerden kaynaklanıyor.
Bunlar arasında benim yanlışlarım;
1) "cinsellik ile çocuk" aynı cümlede yer alamaz.
2) "İnversiyon" (dönüklük veya eşcinsellik) viladi (doğuştan) gelen bir özelliktir.
3) "ensest şevk" bir hastalıktır.
4) "pedofili" (sübyancılık) her zaman için bir hastalıktır.
5) "Hayvana" yahut herhangi uçuk bir materyale (örn: damacana) yönelik duyulan arzu Kesinlikle hastalıktır.
Bunlar şu an aklıma gelen ve birçok ortamda hararetle savunduğum doğrularım (aslında yanlışlarımmış) ki eminim bu konularda çoğunuz benimle aynı fikirdesinizdir.
En başından söyleyeyim; yazarın bunları normalleştirmek ya da gerekliliğini savunmak gibi bir niyeti yok.
İlk hazzın incelenmesinde bebeğin emme faaliyetini yani oral dönemini şöyle tanımlıyor; "çocuğun dudaklarının erojen bölge rolü oynadığını ve sıcak süt akışının neden olduğu uyarmanın haz doğurduğunu söyleyeceğiz."
Dikkat edin ağız erojen bölge olarak ifade ediliyor. Yani bu dönemde haz organı ağızdır ve doğal olan emme işlemini gerçekleştirmesini sağlayarak haz alması sağlanmazsa ilk libido (bastırılmış haz ) ortaya çıkmış oluyor.
Libidoların bastırılması ise bizi ikinci yanlışı düzeltmeye götürüyor. Bazı İnversiyonlar viladi olsa da libidoların bastırılması da çoğunlukla cinsel tercihi yönlendiriyor.
İnversiyon içerisinde ensest ile ilgili yanlışımız da var. Aslında çocuk ebeveyne karşı cinsel arzu duyar ama bunlar iğrenme, utanma, toplum baskısı, kültür gibi dış etkenler ile yönlendirildiğinden bastırılır ve bilinç altına itilir.
Çocuk ile karşı cins ebeveyn arasındaki ilişkiler birey psikolojisinde çok etkili oluyor. Örneğin kadının cinsel arzusu karşılanmaz ve kadın bu
Okuma alışkanlığı kazanmama vesile olan bu kitaba inceleme yapmayı, bir borç değil de bir görev bilirim.
2017 yılıydı. Her sene çıkan John Flanagan'ın kitaplarını okumak dışında kitap okumakla uzaktan yakından hiçbir alakam yoktu. Kardeşim vizyona giren bir korku filmi olduğunu söyledi ve benim de gelmem için ısrar etti. Uyarlama filmin adı ''O'' ve kitabın yazarı ise Stephen King... Stephen King ismini çok fazla duyuyordum; malum Yeşil Yol, Esaretin Bedeli, Medyum, Mahşer, Hayvan Mezarlığı gibi kitapları yazan adam olması ve bu kitapların çoğunun filme veya diziye uyarlanmasından dolayı aklımda yer etmiş. Merak ettim ve ''tamam, arkadaşları da alıp geliyorum'' dedim. Vardık salona bizimkiler bana en köşedeki yeri ayarladı. Sinema ve film çok izlemediğimden ilk başta sebebini anlayamadım ama 5 dakika sonra film başlayınca oturduğum yerin hoparlörün hemen altı olduğunu çok acı bir şekilde anladım. Tabi bunun yanı sıra filmin korku-gerilim türünden kaynaklı olmasından dolayı önümde ve arkamda da sevgililer vardı da o konulara girmiyorum, sonra inanılmaz düzeyde konudan sapıyorum.
Film başladı ve ben nedense Pennywise'a karşı inanılmaz düzeyde bir samimiyet duydum. Neden bilmiyorum, oldum olası palyaçolardan nefret etmişimdir ve Pennywise sayesinde bu nefret kat kat arttı; ama Pennywise'a karşı nefretten doğan bir sempati duydum. Filmin konusu da fena olmayınca ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti ve 2019 yılında çıkacak olan devam filmine kadar kitabı okuma kararı aldım.
Yanlışlıkla aldığım en güzel karardır diyebilirim. Bir yerden kitap okumaya başladığınız an bahaneler çerçevesinde bu durum git gide ilerliyor; ama bu bahaneler sizi olumlu yönde ilerletiyor, nasıl mı ?
Aklımda sadece bu kitabı okumak vardı. Yakınlardaki bütün
Dorian Gray ' in Portresi, Oscar Wilde ' nin tek romanı olma özelliğini taşıyor. Ama 10 kitap yazacağına tek bir kitapla 10 kitaba bedel bir etki bırakması onun nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyuyor zaten. 1981 yılında basılan Dorian Gray ' in Portresi yayımlandığı dönem büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuştur. Kitabın yazarı Oscar Wilde " ahlaksızlıkla " suçlanmış, kitap birkaç kere sansüre uğramıştır. Çünkü kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarılmıştır, o dönemin insanlarına göre.
Oscar Wilde ' nin " Bir ruhun hikayesi " diye tanımladığı kitabı, masum ve saf bir gencin adım adım günaha sürüklenmesini, egosuna yenik düşüp ahlak ve karakter savaşını kaybedişini anlatıyor. Kitap ana karakter Dorian, dostları Basil ve Henry ' i anlatıyor. Oscar Wilde bu karakterler için "
Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda... " diye bahsediyor.
Dorian tüm ailesini kaybetmiş ama ardlarından büyük bir mirasa sahip olmuş, eğitimli, insanları tekrar döndürüp baktıracak kadar yakışıklı saf bir genç. Fakat kendisine eşcinselliğe varacak kadar büyük bir ilgiyle yaklaşan dostu Basil ' in yaptığı portresi sayesinde güzelliğinin farkına varan ve Basil ' in tanışmasını istemediği Lord Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan kahramanımıza göre dünyada önemli olan tek şey gençlik ve güzelliktir artık. Sonsuza kadar genç ve yakışıklı kalmayı dileyen Dorian bunun için ruhunu şeytana satmaya hazırdır. Dostu Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan Dorian ' a göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecan kötülüktedir. Zamanla içindeki iyiliği kaybeden Dorian bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük
J.R.R Tolkien’in “Çocukluğumun en gözde kitapları” dediği “Princess Irene and Curdie” serisinin ilk kitabı Prenses ve Goblinler bizi fantastik evrene davet ediyor. ODTÜ Yayıncılık tarafından 2011 yılında Türkçeye kazandırılan George Macdonald imzalı eseri sizler için inceledik.
İki kitaplık serinin birinci kitabında yer alan bu masalsı roman 19. yy’da yazarın ellerinden çıkıyor. Fantastik edebiyatın devlerinin yolunu aydınlatan yazar, eserleriyle fantastik evrenin adeta bir protipini sunuyor. “Goblin” kelimesinin literatüre girmesine vesile olduğu söylenen kitaptaki düşmancıl arketipler 21. yy da yazılan eserlerde hala geçerliliğini koruyor. Bunların dışında yazar, yazma amacını ise şöyle özetliyor:
“Çocuklar için yazmıyorum, yaşlarının beş, elli ya da yetmiş beş olması fark etmez ama çocuk gibi olanlar için yazıyorum.”
Emine Nihan Acar
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/prense...