Eğer âşık olup olmadığınız konusunda kafanız net değilse tek bir şeyden emin olabilirsiniz. Âşık değilsiniz. Çünkü aşk sorgulatmaz. Sadece çarpar. Öyle bir çarpar ki seni yere serer. Sen de yere serilmişken sana çarpan şeye değil de o an hissettiğin mutluluğa odaklanırsın. Serildiğin yerden gökyüzüne anlamsız bir gülümseme ile bakarsın.
Karşı cinsle, ebeveynlerimizle, arkadaşlarımızla, dostlarımızla, nihayetinde kendimizle bu dünyada bitmeyecek hep devam edecek bir çatışma içindeyiz; sebebi, kökeni kendimizden çıkamayıp bir güç ve iktidar ilişkisi kurmak; farkımızda olmadan bunun çabası içinde yaşıyoruz ve bunun getirdiği sonuçları düşününce lanetli bir vasıfa sahip olmuşuz; kendimizi aşamamışken, başkalarında denge kurmayı istemek, denge(?) derken bile bu öznel çıkarlara öyle bir yol çıkarıyor ki insan kendi kabuğunu soydukça başka bir kabuğuyla karşılaşıyor. Kendi tahayyülünden bu yüzden çıkamıyorsun, çepeçevre senle çevrelenmişsin...Suçun değil, sadece varsın ve sensin ve böyle gelişiyor.
Bir arkadaşım, nişanlısından Trabzon seti istemiş. Ancak nişanlısı, maddi durumu elvermediği için bunu karşılayamayacağını söylemiş. Sonuç olarak artık nişanlı değiller.
Bazen bazı ailelerde, özellikle baba evinde eksiklik yaşamış kızlar, karşı taraftan sınırını aşan beklentilerde bulunabiliyor. Bu da bana göre oldukça görgüsüzce bir tutum.
Çocuğun durumu yerinde olsa, zaten en iyisini yapmak isterdi, buna eminim. Ama evliliği tamamen maddi beklentiler üzerine kurmaya çalışmak çok yanlış. Ne yazık ki bazı kızlar bu konuda oldukça hoyrat davranabiliyor.