"Bakış şeytanın bir okudur. Bakışını haram hedeflerden, Allah (c.c.) korkusu ile alıkoyanlara, Allah (c.c.) bu davranış-larına karşılık hazzı kalpte duyulan bir iman bağışlar." (Hakim, 4/314)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İbadet'in kelime manası, Allah'ın (c.c.) farzlarını yerine geti-rerek haramlarından kaçınmak ve O'nun koyduğu sınırları aş-mamaktır.
İbadetin temeli, Allah'ı (c.c.) tanımak, O'ndan çekinmek, umudu O'na bağlamak ve kendini her an O'nun denetimi al-tında hissetmektir. İnsan bu sıfatlardan uzaklaşınca imanın özünü kavrayamaz. Çünkü Allah'ı (c.c.) tanımaksızın O'nun beşeri bilgi ve hayal sınırlarını aşkın, benzersiz bir işitici, gö-rücü, yaratıcı, bilgili ve muktedir bir ilah olduğuna inanma-dıkça yapılacak ibadet geçerli değildir.
1. Pişmanlık duygusu.
2. Terk ettiği günahı bir daha işlememeye kesin karar vermek.
3. Kul hakkına girdiyse -mümkünse- haklarını geri verip he-lalliklerini almak.
4. Bu mümkün değilse kendi hesabına ve/veya hakkına girdiği kimseler adına Allah'tan (c.c.) sık sık af dilemesidir.
Böylece ihtimal ki Allah (c.c.), hak sahiplerinin kendisin-den hoşnut olmalarını sağlar.
Günahları unutmak ise büyük musibetlerdendir. Akıllı ki-şi, kendisi ile her zaman hesaplaşmalı ve günahlarını unutma-malıdır.
Hz. Musa (a.s.) zamanında, yaptığı her tövbeyi çok geçmeden bozan bir adam vardı. Böylece yirmi yıl geçti. Bir gün Yüce Allah (c.c.), o kişi hakkında Hz. Musa'ya (a.s.), "Falan kuluma söyle ki, ona gazap ettim." diye vahyetti. Hz. Musa da (a.s.), kendisine bildirileni adama ulaştırdı. Adam üzüldü, çöle çıktı ve şöyle seslendi:
"Allah'ım! senin rahmetin mi tükendi, yoksa benim günahım, sana zarar mı verdi?
Af hazinelerin mi bitti, yoksa kullarına karşı cimri mi oldun?
Hangi günah senin affından daha büyük olabilir ki!
Kerem senin sıfatın, düşüklük ve âcizlik ise benim sıfatımdır.
Benim sıfatım senin sıfatından daha mı baskın çıkıyor yoksa!
Kullarını sen rahmetinden uzak tutarsan, onlar kime yalvarsınlar!
Allah'ım! eğer üzerimdeki rahmetin sona ermiş ve beni mutlaka azaba çarptıracaksan, o zaman bütün kullarının azabını bana yükle, ben nefsimi onlara feda ettim."
Adamın bu yakarışı üzerine Yüce Allah (c.c.) Hz. Musa'ya (as.) şöyle vahyetti.
"Ya Musa! O kuluma de ki: Kudretimin, bağışlayıcılığımın ve merhametimin kemali ile beni tanıdığına göre, günahları bütün yeryüzünü doldursa bile seni bağışlıyorum."
MÜMİN VE MÜNAFIK
Peygamberimize (a.s.m.) "Mü'min ve münafık kimdir?" diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
"Mü'minin gözü namazda, oruçta olur. Münafığın gözü ise -hayvanlarda olduğu gibi- yemekte, içmekte, ibadet ve namaz-dan uzak durmakta olur.
Mü'min, imkân buldukça sadaka verir. Allah'tan günahla-rının affedilmesini diler.
Münafık ise ihtiras ve boş kuruntular peşindedir.
Mü'minin Allah'tan başka hiçbir kimseden beklentisi ol-maz, münafık ise Allah'tan başka herkese umut bağlar.
Mü'min, dini yerine malını feda eder, münafık ise malı uğ-runa dinini satar.
Mü'min Allah'tan başka hiç kimseden korkmaz. Münafık ise Allah'tan başka herkesten korkar.
Mü'min iyilik işlemekle birlikte ağlar, münafık ise kötülük işlediği hâlde güler.
Mü'min yalnızlıktan ve kendi başına kalmaktan hoşlanır. Münafık ise kalabalıktan hoşlanır.
Mü'min tohum eker, kargaşadan hoşlanmaz, münafik ise yıkıcıdır, bununla birlikte emeksiz ürün peşindedir.
Mü'min dininin prensiplerine uygun bir idare uğruna emir verir ve yasaklar koyar, düzelticidir. Münafık ise baş olma ihti-rası uğruna emirler verir ve yasaklar koyar, yıkıcıdır. Kötülüğü emrederken iyiliği ve doğruyu yasaklar