XIX'uncu yüzyılın sonlarında ve XX'nci yüzyılın başlarında yetimhanelerde ölen çocukların oranı oldukça yüksekti. O zamanki hekimlik, bebeğin sadece biyolojik beslenmesine, temiz çevrede bulunmasına önem veriyor, fakat çocukların psikolojik ihtiyaçlarını düşünmüyordu. Yıllar sonra yapılmaya başlanan araştırmalar, bebeklerin gıda yoksunluğundan değil, kucağa alınıp sevilmemekten kaynaklanan, ruhsal kökenli hastalıklardan öldüklerini ortaya çıkarmıştır. Batı ülkelerinde bugün, yetimhanelerde bebeğin günde birçok kez kucağa alınıp sevilmesi, onunla konuşulması yöntemi uygulanıyor. Çocukların kucağa sık sık alınmasıyla, ölüm oranında bir düşme olduğu gözlenmiştir.
Tanrısallık takıntısı dünyevi sevgiyi yok eder. Bir kadın ve Tanrı... Aynı anda ikisini birden tutkuyla sevmek mümkün değildir. Yok edilemeyen iki erotiğin karışımı, sonu gelmeyen bir dalgalanma yaratır. Bir kadın bizi Tanrı'dan kurtarabilir, aynı şekilde Tanrı da bizi bütün kadınlardan kurtarabilir.