Soruyorum: Kimlerin
akşamını çaldık gene?
Neden hepimizin
filinta gibi
bir akşamı olmasın?
Herşey satılık belki: Aşklar, denizaltılar haber ajanslanı
atom başlıklı füzeler
ihtilaller
dünya gezileri, savaşlar, açlık, çocuk ölümleri
muz cumhuriyetleri
istasyonlar ve rüzgârlar...
İki bombanın
patlaması arasındaki
SESSIZLIK
yönetiyor
Dünyamızı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İlhan abini bilirsin. Yüksek okulda öğrenciyken, bir gün arkadaşlarıyla meyhaneye gitmişler. Şarkı, türkü derken, içlerinden biri tutmuş Nazım Hikmet'ten şiir okumuş. Meyhanedekilerden biri de ihbar etmiş, "Komünizm propagandası yapıyorlar," diye. Polis hepsini de toplayıp götürmüş. Hüviyet tespiti, ifade derken, şans işte, komiser Avanos'lu çıkmış. Işlem yapmamış sağ olsun. Bırakmış hepsini de. Bir de akıl vermiş: "Oğlum bu memlekette keçi etine koyun eti damgası basar, satarlar. Sen sonra uğraş dur ben keçiyim diye. Mühür, koyun mührü. Artık koyunsun. Şimdi size bir basarsak "komünist" mührünü, ömrünüzün sonuna kadar çıkaramazsınız. Hadi gidin buradan."
Bolluk iktidar için tehlikeli bir şeydir, yokluk da öyle; ama eğer iyi bir şekilde idare edilirse bir sorun çıkmaz. Büyük miktarda borç korkuyu körükler ki bu asla devrimci bir şey değildir; işsizliğin yüksek seviyelerde seyretmesi grev kırıcısı olabilecek birçok insan yaratır, kötü bir işin lanetini bir lütfa dönüştürür. 1945'te "Organize Suç ve Evrensel Sorumluluk" isimli yazısında Hannah Arendt şöyle diyor:
“Toplumsal olaylara karşı duyarlı, toplumsal sorumluluk sahibi bir kişinin aile babasına, sadece kendi varlığıyla ilgilenen, yurttaşlık erdemlerinden bihaber bir ‘burjuva’ya dönüşmesi, uluslararası alanda vuku bulan modern bir fenomendir... Toplum, işsizlik yoluyla küçük insanın normal işlevini ve özsaygısını sekteye uğrattığı her seferinde, onu ne iş olursa olsun yapmaya, hatta cellatlığı bile kabul etmeye hazırlamış olur.
Arendt konuyla ilgili bir de örnek verir: Buchenwald'den kurtulan bir Yahudi, yüksekokuldan tanıdığı bir SS mensubuyla karşılaşır. Yahudi bu eski arkadaşına dik dik bakınca SS şöyle der: "Ne yapayım, beş yıl işsiz dolaştım. Benden istedikleri şeyleri yapmam boynumun borcuydu.”