Y

Bir gönül inceligidir, bir insana degerli olduğunu hissettirmek.

Y

, bir kitap okudu
Puan vermedi·192 syf.··
26 günde okudu
·
2025 48. kitabı
Zülfü Livaneli
6.8/10 · 18,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·192 syf.··
2025 48. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 00:11
Bazı kitaplar insanı içine çeker, bazıları sadece “güzel fikir aslında” dedirtir. Bekle Beni bende ikinci kategoriye girdi. Konu güçlü, alt metin sağlam, ama duygular tam derinleşecekken sanki yazar bir anda “neyse burayı geçelim” demiş gibi. Livaneli’nin dili yine zarif, bazı cümleler öyle yerinde ki altını çizerken hikâyeyi kaçırıyorsun. Ama genel olarak romanda bir acele, bir “tam olacakken vazgeçmiş” havası var. Kısacası, edebî bir yolculuğa çıktım ama tabelalar manzaradan daha dikkat çekiciydi. Güzel cümleler çoktu, ama o “vay be” hissi bir sonraki kitapta kaldı.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Kitaplık, aslında insanın zihninin vitrini gibi. Kimi bakıp “Hepsini okudun mu?” diye sorar; oysa mesele hepsini okumak değil, biriktirmek, izlemek, zamanın akışına tanıklık eden satırları evinde konuk etmektir. Bazı kitaplar okunmak için değil, elde tutulmak, gerektiğinde açılıp tek bir cümlenin altını çizmek, bir anıyı canlandırmak için vardır. Bazılarıysa henüz okunmadığı hâlde insanın zihninde şimdiden yer etmiş olur: “Bir gün sıra sana gelecek” diye fısıldar. Biriktirmek, yalnızca nesneleri değil; hayalleri, ihtimalleri, beklemeleri de saklamaktır. İzlemekse bu birikimin insanın gözleri önünde birer manzaraya dönüşmesini. Dolayısıyla “Hepsini okudun mu?” sorusu bana artık naif bir yanılgı gibi geliyor. Asıl mesele, kitaplığın karşısına geçip o sessiz kalabalığı seyredebilmek. Çünkü her raf, bir yazarın zihnine açılan pencere; her kapak, zamanı aşan bir davetiyedir. Pazar günleri benim için işte tam da bu: kitapların arasında dolaşmak, okumadıklarımı da okuduklarım kadar sevmek, biriktirmenin ve izlemenin keyfini sürmek.
Puan vermedi·152 syf.··
2025 46. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 12:42
Judith Hermann’ın Yuva’sı, “ev” dediğimiz şeyin sadece tapu dairesinde işlem gören bir mülk olmadığını, ruhumuzun metrekaresine sığmaya çalıştığımız bir karmaşa olduğunu gösteriyor. Kitap öyle kurnaz ki, sana sessizlik satıyor; ama o sessizlik öyle gürültülü ki, yan dairede matkap çalışıyor gibi hissediyorsun. Hermann’ın dili minimalist görünüyor ama altına felsefe döşemiş: Heidegger “dünyaya fırlatılmışlık” diyordu ya, işte burada “eve fırlatılmışlık” var. İnsan yuvasında huzur ararken aslında kendi zihninin salonunda sürekli mobilya değiştiriyor. Okurken bir yandan “bizim apartman WhatsApp grubu bile roman olur” diye gülüyorsun, bir yandan da “belki de ev, geri dönmek değil, kaçmak istediğimiz yerdir” diye düşünüp entelektüel trip atıyorsun. Kısacası: Yuva, battaniyeye sarılıp okurken hem kahkaha attıran hem de “yaşamak bir kira sözleşmesi mi, yoksa aidiyetsizlik vergisi mi?” dedirten bir roman.
YuvaJudith Hermann · Sia Yayınları · 20231,288 okunma