Sonra... Sonra insan tuhaf yaratık. Hah şimdi unuttum bak, kalmadı bir şey, bitti gitti, diyorsun ama olmuyor. Sen unutsan bir süre, etin unutmuyor. Şu gövden kanlı canlı anımsıyor, etin seğiriyor anımsatmak için bilinçsizce. Zaman diyorlar ya. Yalan. Zaman bir merhem değil her şeye iyi gelmiyor, özellikle de, "kafasını işaret ediyor tombul parmaklarıyla Meşhur," buraya, hafızaya, acıya. Bakmayınca, görmeyince, duymayınca daha kolay unutuyoruz diyoruz ya her şeyi. Yalan. Ben unutuyor muyum? Hayır. Yerli yerinde hepsi. Unutulmuyor da uyukluyor içinde bir yerlerde, zamanını bekliyor sinsice hortlamak için.
Uzun geceler boyu, eski karımın nasıl da ruhsuz olduğundan ve aslında bana nasıl da yakışmadığından bahsettiler. Huysuzdu Yasemin, ilgi budalasıydı. Zaten hiçbiri onu sevmemişti de bana bir türlü söyleyememişlerdi. Hem bana karı mı yoktu? Onu da geçtiler, karıyı ne yapacaktım ki? Bekarlık sultanlıktı. Bir gece, iki gece, üç gece tamam da... Bekarlığın sultanlık olduğu yüz yetmiş ikinci gece, "Bekarlık sultanlıksa boşan o zaman pezevenk!" diye gömdüm kafayı birinin suratına. Geceyi karakolda geçirdik, o muhabbetler de öyle bitti.
"Al kızını koy çuvala, salla salla vur duvara!" diye türküler söyleyerek çıkıverirdi karşına. Bir kızı çuvala koyup duvara vurmayı anlatan neşeli türküler var, ne tuhaf değil mi? Kan içinde bir çuval, içinde ölü bir kız...