Bir veri olarak özgürlük, ölümün tam antitezi gibi görünür.
Ölümden korkarken özgürlüğü genellikle su götürmez bir biçimde olumlu bir şey olarak düşünürüz. Batı uygarlığının tarihi özgürlük özlemiyle kesintilere uğramış, hatta onun gücüyle sürüklenmiş değil midir? Oysa varoluşçu bir bakış açısından özgürlük, gündelik deneyimlerin tersine, yaşam sürecimizi ebedi ve görkemli bir planı olan bir evrende geçirmediğimizi öne sürmesi bakımından kaygıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Özgürlük, insanın kendi seçimlerinden, eylemlerinden, kendi yaşam durumundan sorumlu olduğu anlamına gelir.