Olur ya hani ders çalışırsın ya da kitap okursun o esnada uykun gelir, canın sıkılır bırakıverirsin,
Bir mağazadan geçerken gözüne bir çanta takılır hemen gidip ona sahip olmak, almak istersin.
Dünyalık işlerin peşinde koşar karşılığında dünyalık şeyler ister ve bunu kendi "Hür" iradenle yaptığını sanırsın, ben de öyle sanıyordum ta ki bu kitabı okuyana kadar.
İçimde bir "Ben" varmış benden öte benden habersiz...
Her düşünceyi her hareketi kendi irademle kendi isteğimle yaptığımı sanırdım meğer benim içimdeki ses beni bir kukla misali oynatıyormuş.
Hepimizin bildiği ama kimselerin tanımadığı ses...Bizi bizden de öte tanıyan o ses...
O ses ne mi? Ona "Nefs" derler... İlk insandan beri var ve son insan ölene dek de olacak. Biz ölmeden ölmeyecek. O hep bizimle. Onu yenmek ve değiştirmek de bizim elimizde, ona yenilmek ve onun kölesi olmak da.
"Nefsin insanı tanıması, bilmesi kolaydı
Ama ne kadar zordu insanın nefsini bilmesi."
Nefsin dilinden insan nefsini anlatıyor kitap.
Her sayfa çevirişimde biraz daha tanımaya başladım nefsimi belki de tanıdığımı sandım.
Öyle ki son sayfalara yaklaşınca nefsin dilinden şu cümlelerle karşılaştım:
"Şimdi belki de bir gece vakti son cümlelerini okuyacaksın bu kitabın ve beni tanıdığını sanacaksın. Birkaç dakika ve belki birkaç saat beni, hilelerimi, sana ettirdiklerimi düşüneceksin. Pişman olacaksın yaptıklarından, sana yaptırdıklarım için tövbe edeceksin. Sonra sabah olacak, gün doğacak, unutacaksın tövbeni de.
Ben unutturacağım sana. En güçlü olduğunu sandığın anlarda saldıracağım, benden kurtulduğunu sandığın zamanlarda durduracağım seni.
...
Ben nefsim ey insan! Ben senim. Hiç susmadan ve durmadan ve bıkmadan seninle konuşuyorum.
Duyuyor musun beni?
Duyuyorsun ...
Çünkü mecbursun..."
Şimdi "Oku" desem "Vaktim yok, listem