620 sayfalık savaş romanı; İspanya iç savaşı, faşistlere karşı cumhuriyetçiler. Aşk, yaşam, savaş, siyaset, ölüm ve insan tasvirlerinin uzunca anlatıldığı bir roman. Akıcı, dil yalın. Mağara hayatı bazen kötü çağrışımlar yapsa da roman çok iyi.
Romandan bana kalanlar;
-Birlikte iş yaptığınız insanlara ya tamamen güvenmeliydiniz yada hiç güvenmemeliydiniz, güven konusunda karar vermeniz gerekirdi.
-İş ne kadar sıra dışıysa hayat da o kadar düzensizleşir.
-Endişelenmek de en az korkmak kadar kötüydü. Yalnızca, işleri daha da zorlaştırırdı.
-Ben öleceği güne kadar yaşayacak bir ihtiyarım.
-Şöyle bir düşününce, en iyilerin keyfi her zaman yerindedir. Neşeli olmak her zaman daha iyidir ve bu da bir işarettir. Hala hayattayken ölümsüzlük gibi bir şeydir bu.
-“Sanki seni uzun zamandır tanıyormuşum gibi konuşuyorum.” Robert Jordan, “İnsanlar birbirlerini anladıklarında böyle olur“ dedi.
-Anselmo, “Evet” dedi. Çingeneler ayıların insanların kardeşleri olduğuna inanırlar. Amerika’daki yerliler de öyle dedi Robert Jordan. Bir ayı öldürdüklerinde ondan özür diler, af dilerler. Kafatasını bir ağacı asıp, oradan ayrılmadan önce affedilmeyi isterler. Çingenelerin ayların insana kardeşi olduğunu inanması nedeni postu altında ayıların insanlara çok benzemesi, bira içmesi, müzikten hoşlanması ve dans etmeyi sevmesidir.
-Pablonun kadını öfkesinin hüzne dönüştüğünü ve tüm umutlarına, hayallerine gölge düştüğünü hissedebiliyordu. Bu duyguyu genç kızlığından tanıyordu; tüm ömrü boyunca bu hislere yol açan şeyleri de biliyordu. Şimdi aniden aynı duyguyu bastırmıştı ama onu uzaklaştırdı, içine işlemesine izin vermedi, ne kendine ne de Cumhuriyet’e zarar vermesine müsaade etmedi. Şimdi “yemek yiyelim” dedi.
-Gece soğuktu. Robert jordan derin bir uyku çekmişti. Bir keresinde uyandığında