“Başkalarını affetmediğinizde,hayatınızın üzerinde hep güç sahibi olurlar.Gerçekten istediğiniz bu mu?”
Kitabı okurken verilen öğütlerin hepsini yapabileceğimi düşünmüşken son 5-6 sayfaya geldiğimde kendimle çok fazla çelişkiye düştüm.
Çünkü yazara göre eğer olumlu bir rezonans alanı yaratmak istiyorsak bazı kişileri affederek arkamızda bırakmamız gerekiyordu aksi takdirde her zaman rezonans alanımızda kalacaklar ve aşamadığımız bir engel olarak sürekli karşımıza çıkacaklardı.Çok doğru evet kabul ediyorum.Ancak bazı insanları affetmenin kendime yaptığım bir saygısızlık olacağını ve bir hafızasızlık örneği olacağını düşünüyorum.Gel gelelim onlar halâ benim rezonans alanımda.Onları affedip geçmişe gömmeye çalışsam daha çok hayatıma girecekler.Affedilmişliğim şımarıklığıyla hayatımda daha çok söz sahibi olacaklar daha çok burun buruna geleceğim.
Ne onları rezonans alanımdan çıkarabiliyorum ne de affedebiliyorum maalesef…
İlk bölümü sular gibi aktı özellikle Ömer Hayyam’ın yaşam felsefesi;Hayyam,Nizamülmülk ve Hasan Sabbah arasında ki olaylar silsilesi insanı o çağa çekip uzaktan onları izleyen bir o çağın insanı konumuna soktu beni.Ancak ilerleyen sayfalarda yani kitabın 2.bölümünde İran’ın siyasi durumları beni o kadar sıktı ki bu kadar güzel bir kitabı ancak bu kadar elimde ziyan edebilirdim dedim.Siyasetten,kaostan bu kadar sıkılmışken bir de o dönemin kargaşası içimi baydı tabiri caizse. Yine de beğendiğimi söyleyebilirim.