ey masalcı adam iftira ettin sen
bu harikalar harikası böceğe
onu suçladın tembellikle
en çalışkan onu görüyorum ben
hiçbir karşılık beklemeden
yazı ağustosu çamı çınarı
tanıtıyor bize yazı ağustosu çamı çınarı
bir başka ağustosta yeniden doğacaktır
ağaçların tepelerinde güneşe en yakın yerde
tanrının sırrıyla bir mucizeyle
-oysa nesli kesilmeliydi size göre-
ama hiçbir zaman hiçbir yerde
sönmez tanrı’nın yaktığı meşale
isterse bir böcekte olsun o meşale
hiç yere bir şey yaratmamış olanın
bize gönderdiği bir muştucu o yaratık
uyarıcı ve muştucu bir yaratık
-tanrı boş yere bir şey yaratmamıştır
anlayan için muştucu duyan için uyarıcı-
böcek ki akıtıyor damla damla ağzından
üzüm ballarında süzülmüş ağustosu
titreyen şıngırdayan bir çocuk oyuncağı
ağustos bu seste
bu durmayı unutmuş seste
temmuzda ağustosta ağaçlar cayır cayır yanarken
yalnız o, odur teselli eden dayanın diyen
yaşamanın en büyük ilkesi sabrı öğütleyen
yavru kuşlara masallar anlatarak geceye serine götüren
adeta güneşle onlar arasına sesiyle bir perde geren
şırıl şırıl sesiyle onları serinleten