Kötü hatıralar insanı köleleştirir, içinde olduğu anı, dilediğince yaşamasına müsaade etmez. Kapısı, penceresi olmayan bir odadadır kötü hatıralar, zaman ve mekân gittikçe anlamını yitirir, hakikat parçalanır, insanın önce zihni sonra bedeni çürümeye başlar. Kendi uydurduğu yalanlara inanarak kurtulmayı ümit etmek çürümenin safhalarından biridir. Unutmak hatırlamanın bir parçasıdır; kötü hatıraları dalgınlıkla hafızadan uzaklaştırarak değil, acı çekmeyi göze alarak unutmak.
Ozgürleşme tam burada başlar: Unutmayla hatırlamanın ayni şey olduğunu keşfettiğin anda.
Bir zamanlar birkaç kişi de olsa, benim de etrafimda vardı öyleleri; her şey yolunda mı diye göz kulak olan, uzun zaman haber alamayınca merak eden arkadaşlar. Şimdi yoklar, zamanla ayrıldılar yanımdan. Daha doğrusu onları yakınımda bir yerde, hayatımın bir köşesinde tutmayı beceremedim. Kalpleri kalbime neredeyse bitişik duruyordu, şimdiyse gözle görülemeyecek kadar uzak mesafedeler. Yüzleşmekten korktuklarımdan kaçarken kendime özene bezene bir yalnızlık kafesi yaptım, bir süredir o kafesin içinde tek başıma yaşıyorum. Ortada bir suçlu varsa, o da benim.
Okumak istiyorum ağabey. İlk’i, sonra orta’yı, daha sonra da liseyi bitireceğim. Liseyi belki yatılı sınavını kazanıp parasız okurum. Ama mutlaka okuyacağım. Kardeşim de.