Geceleyin dolaşanlar, kafalarında eski günlere ait anısı olmayan, tüyleri yeni bitmeye başlamış, mayıs güneşiyle kanı kaynayan, dur durak bilmeyen genç adamlardı. Ağzı kalabalık, gürültücü, ev kaçkını, henüz gerçek acıyı tatmamış, acı ve zorluk bilmeyen genç adamlar.. Aya bakıp ulumaya başlayan köpek sesinden, bir camın ardında görülebilen bir kızın yüzünün karartısından, yağmur sonrasında beliren toprak kokusundan, bir serçenin uçmasından hüzünleniveren, aşık olduğunu sanan, öyle sandığı içinde aşık oluveren, baba parasıyla geçinen ya da alın terini heder etmeye hazır genç adamlar. Kaldırımdan kaldırıma bağırarak konuşurlar. Kimseyi rahatsız etmek düşüncesiyle değil, fakat kendini gösterebilmek, varlıklarını kanıtlayabilmek için, durulma vakitlerini bekleyerek, nasıl bir çılgınlık yapabileceklerini bilmeden, çünkü büyük çılgınlıklara izin vermeyen o dar alanın içinde dolanıp durduklarını fark etmeden, hiç olmazsa serazat yaşayabildiğine kendini inandırmak için geceleri cadde boyu dolaşan genç adamlar...
Şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana göz yaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. İşte o son günde ne yapacaksın, her gün onu yapacaksın.