Geceleyin dolaşanlar, kafalarında eski günlere ait anısı olmayan, tüyleri yeni bitmeye başlamış, mayıs güneşiyle kanı kaynayan, dur durak bilmeyen genç adamlardı. Ağzı kalabalık, gürültücü, ev kaçkını, henüz gerçek acıyı tatmamış, acı ve zorluk bilmeyen genç adamlar.. Aya bakıp ulumaya başlayan köpek sesinden, bir camın ardında görülebilen bir kızın yüzünün karartısından, yağmur sonrasında beliren toprak kokusundan, bir serçenin uçmasından hüzünleniveren, aşık olduğunu sanan, öyle sandığı içinde aşık oluveren, baba parasıyla geçinen ya da alın terini heder etmeye hazır genç adamlar. Kaldırımdan kaldırıma bağırarak konuşurlar. Kimseyi rahatsız etmek düşüncesiyle değil, fakat kendini gösterebilmek, varlıklarını kanıtlayabilmek için, durulma vakitlerini bekleyerek, nasıl bir çılgınlık yapabileceklerini bilmeden, çünkü büyük çılgınlıklara izin vermeyen o dar alanın içinde dolanıp durduklarını fark etmeden, hiç olmazsa serazat yaşayabildiğine kendini inandırmak için geceleri cadde boyu dolaşan genç adamlar...
Şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana göz yaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. İşte o son günde ne yapacaksın, her gün onu yapacaksın.
"Sonraları, geriye dönüp baktığımda, başkaları tarafından yerinden oynatılan kilometre taşlarının, gene başkalarınca gelişigüzel dizilmesiyle önüme serilen yolda yürümeye mecbur muydum acaba, diye düşünmekten kendimi alamayacağım."
"Eğer iyi olanı yapmak, bilmek kadar kolay olsaydı, köy kilisesi katedrale, yoksulun kulübesi de kral sarayına dönerdi.
Ben papaz diye, kendi öğüdünü dinleyene derim. Yirmi kişiye birden kolayca davranış dersi verirdim, ama o dersi alacak yirmi kişiden biri olmaya gelince iş değişir. İnsanın beyni, kanımı dizginleyecek yasalar koyabilir; ama kızışmış tutkular soğuk kuralların üstünden atlayıp geçecektir. Gençlik çılgınlığı da böyle bir tavşandır işte:
Topal nasihatin ağının..."