Zülfü Livaneli'nin genel olarak keskin bir dili var. Zaman zaman okuyucusunu sinirlendiren, zaman zaman "ah işte evet, aradığım buydu.." dedirten şaşırtıcı bir anlatım bu. Mutluluk; Modern Türkiye'nin binbir insan profilinden üçünü anlatıyor bizlere. Bu üç karakter ne kadar farklı şartlar altında yetişmiş olsa dahi bir gün aynı amaçlar doğrultusunda yolları kesişiyor. Yani Zülfü Livaneli'nin de dediği gibi; "Hayatta kalma ve mutluluğu bulma." Kitap boyunca bu üç karakterin yollarının kesiştiği anı iple çektim ve bu üç insanın aynı noktada nasıl buluşmuş olabileceği konusunda senaryolar ürettim, diyebilirim. Bunun yanında yazar sanki profesör karakteriyle birlikte, içinde tuttuğu bütün fikir ve düşünceleri bir anda döküyor gibi anlatıyor. Yer yer doğruluğu kesin kanıtlanmış gibi anlatılan tespit ve sonuçların sığ ve taraflılığı konusunda açıkça hayrete düştüm. Bir noktadan sonra profesörün bu kendi kendisiyle konuşmaları ve tespitleri beni hikayeden uzaklaştığım hissine kaptırdı. Belki bu yüzden, sona doğru belirli noktalar alelaceleye gelmiş gibi olsa da o ince klişe çizgisinden ayrılarak bitmesi bende bir iz bıraktı. Özellikle Meryem'in kendine yazılan kaderden sıyrılması ve bu kaderden intikam alırmışçasına, önceki hayatının tam tersini yaşama psikolojisi yerine "mutluluğu" seçiyor olması beni çok etkiledi. Profesör de Meryem de aradıkları mutluluğu buldu fakat Cemal'in mutluluğu sanki biz okuyuculara bırakılmış gibiydi. Her ne olursa olsun sonu beni mutlu eden bir kitap oldu.