Hem bilim kurgu hem polisiye türünün birleşimini daha önce okumamıştım. Bilim kurgu türü beni genelde sıksa da polisiyeye bayılırım ve ilginçtir ki Dokuz'u okurken asla sıkılmadım. Çünkü diğerlerinde olduğu gibi bu kitapta sıkıcı bilimsel açıklamalar falan yoktu. Hatta bir yanıyla fantastiğe de kayıyordu sanki. Ayrıca Kore edebiyatına bayılırım. Korelilerin yaşam tarzlarının da Türklerle benzerliği beni yine şaşırttı. Okurken kendimden sıkça parçalar keşfettim. Altı çizilesi çok cümle vardı. Yani yılın ilk kitabı ciddi manada favorilerimden oldu. Konusu ise kısaca; Dokuz, insan oduğunu sanıyordu. Ta ki; Parmak aralarından çıkan filizleri görene kadar. Aslında bir bitki olduğunu ve topraktan doğduğunu da böylelikle öğrenirken, İnsan ırkına değil de başka bir gezegenden kaçmak zorunda kalan Nub ırkına ait olduğunu da öğreniyor. Kitabın bu kısımlarında iklim değişikliklerine de değinilmişti. Harikaydı. Dokuz tüm bunların yanı sıra en yakın iki arkadaşı Mirae ve Hyoanje ile okullarında 2 yıl önce kaybolan çocuğun izini sürüyorlar. Dokuz tüm yaşananları dağlardaki bitkilerle bağ kurarak öğrenirken bunu polislere inandırması zaman alıyor.