Ortadoğu’nun Dicle ve Fırat uygarlığı olarak bilinen diğer nehir vadisi uygarlığı, Mısır’dan eski olsa bile, Mısır devletini ve toplumunun birliğini de, sürekliliğini de gösterememektedir.
Hristiyanlık çağının başlangıcına dek, varlığını sürdüren eski kültürlerden, kendi kimliğinin pek çok şeyini ve eski dilini koruyarak kalan en eski kültür, kuşkusuz Mısır idi.
Hakan Günday’ı bilenler bilir, onun kalemi hep sivridir; acıtır, düşündürür, hatta bazen rahatsız eder. “Derz” de tam böyle bir kitap. Elime aldığım anda, kapağındaki o yalnızlık ve uçurum hissi bile kitabın ruhu hakkında bir fikir veriyor.
Kitap, adeta hayatın duvarları arasındaki derzlere sıkışmış karakterlerin hikâyelerini anlatıyor. Günday’ın dili yine oldukça vurucu. Kısa ama tok cümlelerle duyguların en derin yerlerine temas ediyor. Bir hikâyenin ortasına bırakılmış gibi hissediyorsunuz; öyle uzun uzun tasvirlere, dolambaçlı anlatımlara yer yok. Her hikâyede bir tokat yiyorsunuz ve bu tokatlar öyle hafif dokunuşlar değil, kendinizi sorgulatacak cinsten.
En çok sevdiğim şey, karakterlerin gerçekliği oldu. Her biri sanki sokakta yanından geçip gidebileceğin insanlar; bir şoför, bir işçi, bir çocuk, bir kadın… Hayatın görünmeyen tarafını, konuşulmayan acılarını müthiş bir sadelikle ve cesaretle ortaya koyuyor.
Özellikle bazı öykülerde kelimeler adeta birbirine yapışıyor, tıpkı bir duvardaki derz gibi… Aralarındaki boşluk yok ediliyor; her şey sıkışıyor, bastırıyor ve sonunda patlıyor. Bunu okurken hissetmemek mümkün değil.
Sonuç olarak, “Derz” kolay hazmedilecek bir kitap değil. Hızlıca okuyabilirsiniz ama etkisi uzun süre içinizde kalıyor. Hakan Günday yine sınırları zorlamış ve bunu yaparken edebi bir ustalıkla harmanlamış. Derin, rahatsız edici ama kesinlikle çok değerli bir okuma deneyimi arayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.