Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa, Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın! Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunaltıcı, ne berbat, Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana!
Kitap tamamıyla yabancı olmayı anlatıyor. Hayata, topluma, tanrıya ve toplumda bir insanın en kutsalı olarak görülen annesine bile. Bu yabancı olmayı içimize iyice sindiriyor o bosvermis üslupla. Amaaan ha şimdi ölmüşüm ha 20 yıl sonra demesinde bile yatıyor bu tavır. Bu tavır bazı şeylerin de sebebi oluyor.
Sevgiyi de toplumda değerinin abartıldığı kadar işlemiyor. Karakterin sevdiği bir tek insan bulunmuyor. Karakterin kendine ait insanı bile bulunmuyor. Sadece Marie'ye karşı bir haz uyanıyor içinde. O hazzı da gençliğine veriyor.
Sonuç olarak güzel, baskıcı, pesimist; bir çırpıda bitebilecek bir kitap.
Hayata polyanacı tavırda bakıyorsanız yanına yaklaşmayın. Öyle devam edin. Zaten kalan omrunuzde degisseniz bile değmez. Siz öyle sadece hayatın olmayan güzelliğine bakmaya devam edin.
Kalan insancıklara da okumanızı tavsiye ederim..