Bu kitabın basılması için kullanılan kağıtların üretilmesinde ziyan edilen ağaçlar, mobilya sektöründe kullanılsaydı insanlık için daha faydalı bir iş yapılmış olurdu.
İlber Ortaylı'nın bazı popüler kitaplarının aksine gayet akademik bir üslup kullanarak henüz 36 yaşında yazdığı kitabı. Dili gayet anlaşılır olsa da gerçekten çok detay bilgilerle yoğrulu, bu yüzden yer yer sıkıcı. Sıkıcılık olumsuz anlamda değil, genel okuyucu için çok da gerekmeyen teferruatlar içermesinden dolayı.
Kitap; 2.Mahmut döneminde girişilen modernleşme çabalarından başlayıp hemen akabinde 1.Abdülmecit'in Tanzimat Fermanı'nı ilan ettirmesiyle başlanan Osmanlı modernleşmesini inceliyor. Modernleşme çabalarının devlet yönetiminde, toplumsal hayatta, bürokraside, hukukta, edebiyattaki yansımalarını gayet ayrıntılı olarak görüyoruz.
Benim için bu kitabın en verimli kısmı, cumhuriyet reformlarının tarihsel köklerini izleme şansı vermesi oldu. Uygulamaya ancak cumhuriyetle beraber geçtiğimiz toplumsal inkılaplar, alfabe devrimi vs. gibi bir çok konunun 19.yy'da Osmanlı aydın çevresi ve bürokrasisinde tartışılmaya başlandığını görüyoruz.
"Mümkün olsa şu iki kişi aleyhinde konuşanların dillerini kestirirdim. Biri Talat Paşa, diğeri de Mustafa Kemal Paşa "
Mahmut Esat Bozkurt
İttihat Terakki'nin "kalemü'l mecanin"in'den "aklü'l mecanin"in bir biyografisi. Kitap, Talat Paşa'yı tanıtmasının yanı sıra kısa ve öz olarak genel bir Cemiyet tarihi de sunuyor.
Hüseyin Cahit'in oldukça sade ve basit bir üslupla kaleme aldığı bu kitapta tarihimizin önemli ve büyük kişiliklerinden Talat Paşa'yı ve dönemini okuyoruz. Hacmi küçük bir kitap olmasına rağmen hem yazanın hem anlatılanın büyüklüklerinden dolayı yakın tarihe ilgi duyan herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.
"..belki de yedinci gün hala sürüyor çünkü masumların, acı çekenlerin çığlıkları ulaşmıyor sana ve artık her şey güzel değil."
Livaneli'nin daha önce okuduğum romanlarından referansla konusunu bile bilmeden başladığım bu kitaba hayran kaldım. Konu netleştikçe, ilk başta kitabın ismiyle hikaye arasında bir bağ kuramamıştım ama hem ana karakter gazeteci İbrahim'in hem de biz okuyanın huzurunun kaçmasıyla kitabın adlandırılmasının manası anlaşılmış oldu.
Kitap; İbrahim'in, çocukluk arkadaşı Hüseyin ve onun sevgilisi Meleknaz'ın yaşadıklarının izini sürerek kendine, memleketine, insanlara yakınlaşmasını Ezidilerin Işid tarafından uğratıldığı zulüm temasıyla işliyor.
Livaneli'nin topluma, insanların ikiyüzlülüğüne, devletlerin politikalarına, dinlere ve tanrıya kadar varan sitemlerine "insan" gözünden bakarak hak vermemek mümkün değil. Her ne kadar kurgu da olsa dünyada böyle dramların gerçekten de yaşandığını, insanlara reva görülen türlü vahşetlerin sürdüğünü bilmek huzurumuzu kaçırıyor.
Hüseyin'in ölmeden önce "ben bir insandım" diyerek sayıklaması gibi hepimize herşeyden önce insan olduğumuzu hatırlatıyor.
İzmir suikastı girişimini araştırmak için mutlaka okunması gereken en önemli ve yararlı çalışmalardan bir tanesi. Osman Selim Hoca sadece İzmir suikastını incelemekle yetinmeyip geniş kapsamlı bir şekilde cumhuriyetin doğum sancılarını, dönemin genel atmosferini ve muhaliflerin içinde bulundukları ruh halini de gayet doyurucu bir şekilde ele almış. Suikast girişiminden önce, muhalif grupları bu girişime yönelten sosyal, siyasal ve fikri ortamı da ortaya koyarak, bu girişimi daha etraflıca anlamamızı ve başarılı olunsaydı cumhuriyetimizin ne gibi tehlikelerle karşılaşacağını ve nasıl bir felaketten döndüğümüzü de önümüze koyuyor. Gerek müthiş dönem analizi gerek dava sürecini yeterli düzeyde anlatmasıyla konuya meraklı okuyucu için oldukça kıymetli bir eser.
Hocayı anlamak ve kısmen hak vermekle beraber, İttihatçılar hakkında keskin yargılarla adeta vatan düşmanlarıymış gibi ima etmesi ve bazı spesifik durumları bütün bir teşkilata teşmil etmesine ise biraz üzüldüm. Kitaba dair tek hayal kırıklığım bu oldu.