Ben hastayım. Çok hastayım. Ne derece hasta olduğumu şu ana kadar ben de bilmiyordum, bir şeyler eksildi benim içimden. Hayattan hiçbir vakit korkmadım, ama hayata doyacağım da aklımdan geçmezdi. Hayat beni öylesine doldurdu ki, içimde hiçbir arzuya yer kalmadı. Eğer bir parçacık yer olsaydı, şimdi seni isterdim. Görüyorsun ya, ne kadar hastayım.
Çocuğum öldü, bizim çocuğumuz şimdi dünyada senden başka onu sevecek kimse kalmadı. Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Ben hasta bir insanım, bedenen değil. Hasta olan ruhum, beynim. Bütün değerlerimi kaybetmiş gibiyim. Hiçbir şeye aldırdığım yok. Eğer birkaç ay önce bu şekilde gelseydin bana, başka türlü olabilirdi. Şimdi çok geç artık.
Bedenimde ona yanıt vermeye yeltenen küçük bir nokta ona doğru uçtu. Ciğerlerimin hava, dağlar, ağaçlar ve insanlardan oluşan manzarayla dolduğunu hissettim. «Mutlu olmak bu işte,» diye düşündüm..
Zarar görmemiş olan pek çok kimseler yurttaştır. Ben yurttaş değilim, onun için zarar görebilirim. Pek çokları Cennet'e inanarak eşeklerini sağlam kazığa bağlamışlardır; benim eşeğim yok, özgürüm; eşeğim nerede ölürse ölsün, Cehennem’den korkmam;
nerede yonca yerse yesin, Cennet'ten umudum yoktur.
Cahilim, nasıl söyleyeceğimi bilmem, ama sen patron, beni anlarsın.