Bülbülü öldürmek
Son dönem de kitaptan uyarlama filmlerin peşinden giderek, sinemaya hayat veren sözcüklere koştum. Bu merak bir çok uyarlama film ve filme dönüşen kitaplara erişmemi sağladı. Bazıları kitapla birlikte ilerlerken bazılarının ise çoğu kez kitaptan bağımsız ilerlediğine tanık oldum. Yine bu keşiflerim sırasında karşılaştım “Bülbülü Öldürmek” isimli kitabına. Filmi izleyip, daha sonra uyarlandığı kitabı okuyanlar da bilir ki, çoğu kez insan hayal kırıklığına uğrar. Çünkü neredeyse bir birine bir çok konuda benzemeyen, bir birine sanki yabancı ve sadece ortak isim kullanılmış iki eser gibi gelir. Ama bazen öyle uyarlamalar olur ki sizi sizden alıp her ikisinde de farklı boyutlara geziye çıkartırlar. Harper Lee’nin kaleme aldığı “Bülbülü Öldürmek” eseride bizleri nostaljik, heyecanlı, yaşam dolu ve bir o kadar da dokunaklı bir yolculuğa götürüyor. Eser genelinde Scout İsimli karakterin gözünden aktarılıyor. Bu ana karakterimize eşlik eden kardeşi Jem, yaz aylarında belli aralıklarla Dill ve en kıymetli karakterlerden olan Ailemizin babası Atticus’tur. Eser, bizleri 1930’ların Alabama’sına götürüyor. Bize o dönemin inişli çıkışlı zor yaşantısından pasajlar sunuyor. Öyleki eser de hayata dair bir çok ipucu ve anekdot bulmak mümkün hale geliyor. Kitap okuma yolculuğumuz sırasında bize; ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi hassas konuları sade ancak çok etkili bir dille aktarıyor.
Öyle eşsiz paragraflara denk geliyoruz ki okurken, düşünmeden, tekrar tekrar okumadan geçemiyorsunuz. Bu yüzden Birkaç alıntı yapıp yorumuma katmak istediğim paragraf var. Sizlerinde okurken defalarca okuyacağınız ya da bir şekilde hem aklınızın bir köşesinde yer ediceğinden eminim. Şimdiden keyifli okumalar
“… basit bir sırrı