İbn Arabi ve İslam'ın tüm Maneviyat ehlinin anladığı şekilde, yani dosetik bir Kristolo jiye veya daha net bir deyişle, bazı erken dönem Hristiyanlannınki gibi bir "melek Kristolojisi"ne uyan bir İsa örneğine benzetilir. Genç kız, insan biçimindeki bir Meleğin temsilidir ve bu da İbn Arabi'nin onu "İsa'nın ırkıyla" özdeşleştirmesi,
Burada İdris'in yok oluşu ya da Tanrı tarafından göğe çekilmesi devreye girer. Yok oluş, tufan sonrası yeni bir ruhani insanlığın - Antiquissima'yı takip eden Antiqua Ecclesia insanlığı - oluşmasını mümkün kılmak amacıyla doctrinalia'ların muhafaza edilmesini simgeler. Fakat, bu insanlık artık semavi bir insanlık değil yalnızca ruhani bir insanlık olduğu için bundan böyle [bu yeni insanlık için] ilk insanların
göksel algılarından edinilmiş sembollerde (re praesentativa ve signiftcativa) saklı doğrudan algıyı tanımasına rağmen buna
malik değildir.1 Misal, artık seheri Tanrı olarak algılamıyor fakat seherin neyi ifade ettiğini ve simgelediğini biliyorduk.
Bu, Göğün içsel insandaki doğrudan feyzi değildi artık; göksel şeylerin dışsal biçimleri olan temsillerin ve tekabüllerin
(hik�at'ların, taklit ettikleri ve "hikayesi" oldukları
şeylerin) feyzi idi. Analojik bilgiye, semboller algısına geçiş; ruhani dolaysız algının, hierognosun bir türevi olarak ortaya
çıkmıştır. Bu Antiqua Ecc/esia dönemleri Gümüş Çağ olarak adlandırılır; çünkü insanlar artık göksel aşk -aşk, bilginin ta kendisidir- olan İyinin temel biçiminde değildirler.
Göğün feyzi filizlenir bu insanlarda, bilgelik olan aklın İyibiçiminde. Gümüş esasında hakikat olan bu ruhani İyinin sembolüdür; tıpkı altının esasen aşk olan göksel İyinin sembolü olduğu gibi.
. "Antiquissima Ecclesia insanlarının içsel teneffüsünün göbekten göğsün iç kısmına doğru gittiği ve bu teneff üs şeklinin sonrasında değiştiği söylendi. Bu teneffüs şekli git gide sırt kısmına ve karına doğru çekilecektir, yani git gide daha dışarıya ve aşağıya. Zamanla
bu Ecclesidnin son nesilde, Tufandan hemen sonraki nesilde içsel teneffüsten eser kalmaz. Nihayetinde göğüste hiçbir şey kalmadığında
insanların solukları kendiliğinden kesilmiştir. Yine de bazılarında dışsal teneffüs başladı ve bu teneffüs ile şekillendirilen ses ve telaffuz edilen
kelimeler. Böylelikle tufan sonrası insanlarda teneffüs, onların aşk ve iman halleriyle alakalı hale gelmiştir; nihayetinde de ne aşk ne iman
kalmayıp da yalnızca bir sahteliğe ikna kalınca geriye içsel teneffüs tamamıyla yok oldu ve bununla birlikte Meleklerle dolaysız iletişim ve
algı da yitip gitti." A.g.e., art. 1 1 20.
İşin aslı buysa, Kutsal Kitabın "tarihsel stili" kendiliğinden arcana'ları barındırıyorsa, Nuh dönemi adıyla ifade edilen dönemdeki Antiqua Ecclesia'nın insanları, Tufan öncesi insanlığın, Antiquissima Ecclesia insanlarının dolaysız ruhani bir edinim yoluyla algılayıp bel irtti ği şeyleri öğretiler (doctrinalia) şeklinde derleyeceklerdir. Burada Swedenborg lügatine
dikkat etmek gerekir. Tufan sonrası insanlar için bu aynı şeyler anl amlandmcı olmuşlardır; yani bu şeyler [insanları] içsel şeyleri keşfetmeye ve bu bağlamda ruhani şeyleri, akabinde
de göksel şeyleri keşfetmeye sevk etmekteydi.