Yavuz Tellioğlu

Tek kişi yok ki ölümü görsün. İşitsin sesini ölümün Ama gerçektir ölüm ve seslidir. Gılgamış Destanı 'ndan Akrep burcu, karanlık ve ölüm gibi konularla birlikte anılır. Zerdüşt­ lükte akrebin ortaya çıkışı şöyle anlatılır: İyi ve kötüyü, ışık ve aydınlığı bünyesinde toplayan Zurvan (zıtların birliği)'ın iki oğlu olur. Biri Hür­ müz (iyilik ve aydınlık tanrısı) diğeri Ehrimen (kötülük ve karanlık tan­ rısı)'dir. İki kardeş dünyaya egemen olmak için savaşırlar. Bu savaşın sonunda Hürmüz, Ehrimen'i karanlıklara gömer ve dünyayı yönetmeye başlar. Fakat yıllar sonra Ehrimen kendini toparlar ve kendisi gibi kötü ve ölümcül olan yaratıklar meydana getirir. İşte bu çirkin ve ölümcül yaratıklardan biri de akreptir. Akrep, Gılgamış Destanı'nda da ölümcül temalarla anılır. Gılga­ mış'ın, Güneş tanrısı Şamaş'ı koruyan Akrep Adamlarla karşılaşması şöyle anlatılır: Mashu Dağı 'nm eteğine nihayet ulaştığında Gılgamış tırmanmaya başladı çift taraflı uçurumda; hop oturup hop kalktı Şamaş Şimdi bu birbirine benzer kuleler dokunuyor ırak/ardaki göğe ve oldukça aşağılarda cehenneme uzanıyor göğüsleri. Zehirli akrep/erdi koruyan ana kapıyı; her şeye, herkese saldıran tılsımları ölüm getiren. Ve akreplerin güç parıltıları yayılır. Akrep Adamların başında boynuzlu bir başlık ve ışık haleleri bulu­ nurdu. Başı ve gövdesi insan şeklinde olan Akrep Adamların kuş gibi bir pençesi ve akrep kuyruğu vardı. Bakışlarını insan üzerine diktikle­ rinde öldürücü olurlardı. Destanda Gılgamış, Akrep Adamlara Utnapiş­ tim'i bulmaya geldiğini ve onunla yaşam ve ölüm konusunda konuşmak istediğini söyler. Akrep Adamlar bunu şimdiye kadar hiç kimsenin yapamadığını ve karanlık tünelde hiç ışık olmadığını söyleseler de, Gılga­ mış'ın kararlılığı karşısında kapıyı açarlar. Gılgamış kapı açılınca ka­ ranlıkla
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Salat 👉Arapça ṣlw kökünden gelen ṣalā(t) ‎صلاة‎ “secde, secde ederek yapılan ibadet, namaz” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük 👉Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ṣəlūthā veya ṣəlawthā ‎ צְלוֹתָא‎sözcüğünden alıntıdır. Talmud Bavli etc. sf. Z Bu sözcük Aramice/Süryanice ṣly kökünden gelen 👉ṣəlā ‎צְלָא‎ “eğilme, bükülme, dönme” fiilinden türetilmiştir.
Namaz
TAOCULUK Çin kökenli dinî-felsefî sistem. Taoculuk (Taoizm, Daoizm), Konfüçyüsçülük’le birlikte 2000 yıldan fazla bir süredir Çin’de hayatın her alanını biçimlendirmiş iki büyük yerel dinî-felsefî sistemden biridir. Temelinde “yol” mânasında tao (dao) kavramının yer aldığı Taoculuğun Çince karşılığı Dao-cia’dır (yolun nesli). Kökeni eski Çin Şamancılığı’na dayanan Taoculuk tabiatla uyum halinde olmayı, müdahaleden kaçınmayı, basitliği ve sadeliği savunan bir düşünce ve inanç sistemidir. Tarihsel Gelişim. Gelenekte Taoculuğun başlangıcı milâttan önce VI. yüzyılda yaşayan Lao-tzu’ya (Laozi) dayandırılır. Taoculuk esasen bilgi ve hikmete ulaşmayı amaçlayan felsefî bir sistem olarak doğdu. Temel kavram ve ilkeleri sırasıyla Lao-tzu ve Zhuangzi’ye atfedilen Tao-te Çing (m.ö. VI-III. yüzyıllar) ve Zhuangzi (m.ö. 350) adlı klasik metinlerde yer alır. Taoculuk bu metinlerin yazarlarına atıfla Lao-Zhuang felsefesi diye de anılır. Felsefî Taoculuk milâdî XIII. yüzyıla kadar müstakil bir sistem halinde devam etmekle birlikte milâttan önce II. yüzyılda atalara tapınma, tabiat tanrılarına yönelik inanç ve ölümsüzlük arayışı gibi eski Çin inançlarını da içine alacak şekilde dinî Taoculuğun (Dao-ciav) doğuşunu hazırladı. Huangdi, Sarı İmparator (m.ö. 259-210) ve Han hânedanı (m.ö. 202-m.s. 220) dönemlerinde Taocu öğretiler rağbet gördü. Taoculuğun tam bir din haline gelişi, Zhang Daoling’in milâttan sonra 142’de, tanrılaştırılan Lao-tzu’dan vahiy/öğreti aldığını iddia etmesiyle başladı. Üstat olarak bilinen Zhang’ın kurduğu Tianşi Dao (semavî üstatlar yolu) ölümünden sonra oğlu ve torununun önderliğinde bağımsız bir dinî harekete dönüştü. Bu dinin rahiplerine yapılan bağıştan dolayı “beş ölçek pirinç yolu” olarak da bilinen bu örgütlenme sonucunda siyasî ve dinî güce sahip, Tao
1000Kitap
İSTİRÂK-ı SEM‘ استراق السمع
İSTİRÂK-ı SEM‘ استراق السمع Şeytanlarla cinlerin gökten haber öğrenmek amacıyla kulak kabartmaları anlamında bir tabir. Sözlükte “gizlice almak, çalmak” mânasındaki serak (serika) kökünden türeyen ve aynı anlamı taşıyan istirâk ile “işitmek, işitme duyusu, kulak” mânasındaki sem‘ kelimelerinden oluşan istirâk-ı sem‘ (istirâku’s-sem‘), “gizli sözlere kulak kabartıp dinlemek” demektir (Lisânü’l-ʿArab, “srḳ” md.; Fîrûzâbâdî, el-Ḳāmûsü’l-muḥîṭ, “srḳ” md.). Şeytanlarla cinlerin semâdan haber öğrenmek için kulak kabartmaları Kur’ân-ı Kerîm’de bu terkiple ifade edildiği gibi (el-Hicr 15/17-18) sadece sem‘ kökünün türevleriyle de anlatılmıştır (eş-Şuarâ 26/210-212; es-Sâffât 37/7-10; el-Cin 72/8-9). Hadislerde de aynı terkip “şeytanların kulak hırsızlığı yapması” anlamında kullanılmıştır (Müsned, II, 14; Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6, “Tefsîr”, 15/34, “Cihâd”, 174; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 13). Kur’an sözü edilen âyetlerde, şeytanların kulak hırsızlığı yaparak bazı sözler kapmak suretiyle elde ettikleri bilgileri kendilerine yakın buldukları kâhin vb. kişilere naklettiklerini, bu şekilde onları etkilemeye çalıştıklarını bildirmekte, ancak üzerlerine parlak ve yakıcı alevler yöneltildiğini, yıldızlar fırlatılarak taşlandıklarını, böylece göğün şeytanlardan korunduğunu, onların yüce sakinler topluluğunu (mele-i a‘lâ) dinleyemediklerini, bu husustaki her teşebbüste oradan atıldıklarını haber vermektedir. Hz. Peygamber de meleklerin göklerde olup bitenleri kendi aralarında konuşurken kulak hırsızlığı yapan şeytanların duydukları haberleri yüzlerce yalan katarak kâhinlere ulaştırdıklarını söylemiştir (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6; “Tefsîr”, 15/1; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 13). Diğer bir rivayete göre de Resûl-i Ekrem’e kâhinlerin gaybdan haber verdiği yolundaki iddianın esası sorulunca,
Astroloji