Sıradan insan için,hissetmek yaşamaktır, yaşamayı bilmektir. Ben ise , yaşamak düşünmektir, derim. Hissetmek ise düşünmeyi beslemekten başka işe yaramaz.
Tamam bitti daha fazla şaşıramam dedikten sonra kitabın sonundaki şifreli yere geldim. Şifreyi çözünce o kişi nasıl katil olabilir diye telefona sarılıp bana bu kitabı öneren arkadaşımı aradım. O sırada kitabın henüz bitmediğini en arkada 3-4 sayfalık bir bölüm daha kaldığını fark edip bir çırpıda okudum. Çok lezzetli bir yemek görünce insanın ağzı sulanır ya, kitabı bitirip kapattığımda o sulanmayı yutkunmak zorunda kaldım.
Okurken sanki film izliyormuş gibi hissettiğim nadir kitaplardan. Sherlock Holmes hayranı olan ben ilk defa ondan daha çok beğendiğim bir polisiye romanı buldum. Kitap bitmesin diye yavaş ilerlemeye çalışmak ama meraktan hızını alamamak. Kitap bunu yaşattı bana.
Günün birinde bir tilki ormanda genç bir tavşanla karşılaşmış. Tavşan sormuş, " sen nesin? "
tilki , "ben tilkiyim" diye yanıt vermiş, "ve canım isterse seni yiyebilirim."
"Peki tilki olduğunu nasıl kanitlaybilirsin?" Diye sormuş tavşan , tilki ne diyeceğini bilememiş çünkü şimdiye kadar karşısına çıkan tavşanlar dan hiçbiri böyle sorular sormamis. Sadece kaçmışlar.
Tavşan " tilki olduğun dair yazılı kanıt gösterebilirsen sana inananirim demiş"
Tilki doğru aslana koşup , ondan tilki olduğuna dair belge almış.
Sonra tavşanın beklediği yere gidip belgeyi okumaya başlamış zevkle bu arada belgenin ana fikrini anlayan tavşan hemen gözden kaybolmuş
Tilki aslanın mağarasına geri gitmiş onu bir geyikle konuşurken bulmuş
Geyik," aslan olduğuna dair yazılı bir kanıt görmek istiyorum. .." diyormuş
Aslan ," aç olmadığımda böyle bir şeyle uğraşmam gerekmez. Aç olduğum zamansa yazılı bir şey görmene hiç gerek kalmaz " demiş.
Zaten öğrenirsin
Doğru yaklaşım budur, aslanın yaklaşımı : "Bana inanıp inanmaman kimin umrunda? "