Her defasında benzer semptomları gösterip, üç aşağı beş yukarı aynı şekilde yaşanmasına karşın, içinden geçtiği ana ve sadece o anda değdiği iki kişiye özel olduğuna inanılan tek hastaşıktı aşk.
Yokluğun birilerinin varlığına tesir etmesi gerekir. Etmiyorsa, kimse için önemli olmamışsın, kimsenin hayatında boşluğu hissedilecek bir yer dolduramamışsın demektir bu. Uçsuz bucaksız bir yalnızlığın orta yerinde yaşamışsın demektir.
Beni geldiğim noktaya tek tek olaylar değil, kimi süreçler getirdi. Şimdi aynada kendimi seyrederken, her şeyin ne zaman başladığını düşünüyorum. Bir şeylerin başlaması hep başka bir şeylerin bitmesine denk düşer. Biri bir diğerine dönüşüp size ekleniverir. O zaman geride bıraktığınızı sandığınız her şeyi farkında olmadan yanınıza katarak, peşiniz sıra sürükleyerek yolunuza devam edersiniz. Bunun için yıllar geçtikçe yürümek biraz daha zorlaşır. Ardınızda sürüklenen gürültücü teneke parçalarını göremezsiniz. Kafanızın içinde uğuldamakta olan sesin nereden geldiğini öğrenmek için doktor kapıları aşındırdığınız bile olur. Size bazen arkanızı dönüp bakmanızı söylerler. İşte tüm bu peşinizdeki kalabalıktan dolayı kararlarınız ve değişimleriniz geçmişinizden bağımsız değildir. En önemsiz kararınızda bile artık hatırlamadığınız küçük bir anının, geçmişe ait minicik bir hatıranın rolü olabilir. Ama bu durumun sizi ve yaşadıklarınızı karmaşıklaştırdığını ya da önemli kıldığını sanmayın sakın. Çünkü bu herkesin başına gelir. Yani, bir kişi, mesela ben, ancak herhangi başka biri kadar özel ve kıymetli olabilirim. aynada gördüğüm zavallı, bana her şeyin nasıl başladığını soruyor. Cevap verebilmek için önce nelerin bittiğini hatırlamalıyım.