Dünya'ya ilk gelişinizde sizi yalnız yarattığımız gibi, işte huzurumuza da yapayalnız geldiniz ve size bağışladıklarımızın hepsini arkanızda bıraktınız. Size şefaatçi olacağını zannettiğiniz ve bunun için Allah ile aranıza koyduğunuz ortaklarınızı yanınızda göremiyoruz, aranızda kurmuş olduğunuz bağlar paramparça olmuş ve kurtaracağını zannettiğiniz o kimseler sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
Oysa benim kendi başıma kalmaktan başka bir isteğim yoktu, iki hafta boyunca kitap okumak, yürüyüşe çıkmak, hayal kurmak, rahatsız edilmeden uzun uzun okumak, iki hafta boyunca telefonsuz ve radyosuz yaşamak, konuşmak zorunda olmamak, bir anlamda rahatsız edilmeden kendim olmak istiyordum. Bilincine varmasam da, yıllardır özlemini çektiğim tek şey tam bir sessizlik ve dinlenmeymiş aslında.
Bakırdan taslara koydum gönül darlığımı.
İstediğim yalnızca bir garip huzur esenliğiydi.
Ne istediğim bahardı, ne de serince bir yaz.
Hiç ettim, hiçten bir ömür uğrunda varlığımı.
Hayat, bir atlıkarınca gibi sürekli dönen ama hiçbir yere varmayan bir döngüdür. Modern insan, yetişkinliğin getirdiği belirsizlikler ve cevapsız sorular labirentinde hapsolmuş durumdadır. Bozuk bir hız treni içinde savrulurken, herkesin her şey yolundaymış gibi gülümsediği bu toplumsal tiyatroda, birey kendi içsel kaosunun tek sorumlusu olduğu sanrısıyla baş başa kalır. Asıl trajedi ise bu sonsuz devridaimin farkında olup yine de ondan inememektir.