Evet, hastalık bu ma'nâyı bize ihtâr edip der ki: "Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsâ'id muhtelif mâddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren! "
Beşer elinin değdiği her şey fânilikle malul hâle gelir. İnsanoğlu dokunduğu her şeye eksikliğinden, faniliğinden, acziyetinden bir şeyler bulaştırır. Bu sebeble ne kadar yüce olursa olsun tüm kutsi fikirler, insan eli değdiği andan itibaren yere iner. Çünkü insan dokunduğu her şeyi seviyesine indirger yani fanileştirir. Dolayısıyla beşer, ilahi olanı tatbik ederek aslında beşerileştirir. Orada artık bütün zaaflarıyla, eksikleriyle insanın yorumu ve izi vardır. İlahi ve göksel olan artık yere inmiş, ayakları yere değmiştir. Bu sebeble o artık insanın zaaflarını, eksikliklerini, acziyetini, nakısalarını da üzerinde barındırır. Öyleyse hiçbir insanın fiil ve düşüncesine ilahi bir anlam yüklenmemelidir. Çünkü ilahi kelam söz konusu olduğunda hiçbir temsil iddiası tam, mükemmel ve eksiksiz olamaz.
Saadettin Acar
O hanım, alafranga yetişmiş biri, bana telefonda körfez bombardımanını kastederek diyor ki: "Çok güzel pastalar yaptım, oturdum televizyonun başına, bombardıman çok 'resusi' (başarılı) oldu!" Fransızca bir kelime kullanıyor: resusi. Dehşete düşüyorum... Bu, benim içine doğduğum nasıl bir çevre? Orada insanlar ateş altındalar, bunlar pasta yiyerek bombardıman seyrediyorlar ve nezih oluşundan bahsediyorlar. Bunu düşüne düşüne, altüst olmuş bir vaziyette, derhal bir örtü bulup başıma takıyorum ve aynada kendime bakmaya başlıyorum. "Ben..." diyorum, " bu bombayı kafasına yiyenlerle aynı saftayım. Ben sizden değilim!"