Mesela, bu "can" bilinci "Bütün insanlar kardeştir" laflarını, "el ele tutuşalım, kardeş olalım şarkılarını markılarını, yani "insanlar" olgusunu çoktan aşmış; can olan her şeyden oluşan bir aile! Can-li-lar-dan oluşan bir aile kurmuş bu kadın kafasında! "Canın büyüğü küçüğü olur mu" deyince kurbağaya da dokunamazsın, kediye de dokunamazsın. Bir tavrın vardır. Saygıyla. Tavuğa yaklaşırken de, ineğe yaklaşırken de. Her neye yaklaşırsan. Müthiş. Bu nasıl olmuş diye düşündüğümde de tasavvufun Anadolu'yu etkileyişini görüyorum.
Bir kere hayatın içinde mücadele ederek yoğurulmuş ve şikâyet etmek filan tamamıyla çıkmış hayatından. Şikâyetle hiçbir yere gidilemeyeceğini, ayakta kalabilmek için mevcut durumun içerisinde yapabileceğinin en iyisini yapması gerektiğini anlamış. Hakikaten kedilerde, köpeklerde, kuşlarda da yoktur şikâyet etmek. Hayvanlarda şikâyet diye bir şey yok. Durum neyse onun gereğini yapmaya çalışırlar. Oturup da "aah vaah bana n'ooldu, başıma ne geldi" diye bir şey yoktur ne kedide ne köpekte ne de herhangi bir başka hayvanda. Yani bu tabii filozofluklarından dolayı değil. İçinde bulundukları şartlardan dolayı. Böyle bir doğallıkları var.
Beyin tarihsel birikim yapan bir organdır. Kişisel öyküle- rimizi depolar. Yaşam deneyimlerimiz, davranışlarımızı bazen bilinçli olarak fark edebildiğimiz ama daha ziyade farkındalığımızın ötesinde olan süreçler aracılığıyla beynimizin şablon anıları kataloğunu yaratarak bizim kime dönüşeceğimizi şekillendirir.