Seda Zerentürk

Seda Zerentürk
Bir ses: Her şeydir kitap.diyor. *** "En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır." Mustafa Kemal Atatürk ***
Öğretmen ( TDE ) - MEB
Lisans
Adana
Adana
469 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Balıkesir'de şehrin en büyük camisinde bir vaaz vererek alışılmışın dışına çıktı. Sözlerine "Allah birdir. Şanı büyüktür!" diye dinsel çağrışımlar yaparak başladı ve çağdaş İslamcıların görüşlerini aktardı. Gerçeklere ve mantığa uygun olduğundan Müslümanlık kusursuz bir dindi. Camiler yalnızca ibadet yeri olmamalı, aynı zamanda din dışı konuların da tartışıldığı mekânlar olarak hizmet görmeliydi. Bu nedenle vaazlar Türkçe olarak verilmeli ve güncel gereksinimleri karşılamaya yönelik olmalıydı.
Sayfa 436 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kemalist devlet ilkeleri yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Ama Mustafa Kemal, hâlâ İslam dinini de tasarılarına katmaya çabalıyordu. Geleneksel din okulu olan medreselere gerek olmadığı bir gerçekti. Yine İstiklal Savaşı sırasında bir medreseye yaptığı ziyareti anlattı. Yörenin müftüsü öğrencilere Arapça öğretiyordu ama ne kendisi ne de öğrenciler bu dili doğru düzgün biliyorlardı. “Vakıa ben Arapça bilmem," dedi Mustafa Kemal, "Fakat Arabistan'da bulunduğum için anlayabiliyorum, müftü efendiden daha çok biliyorum Arapçayı... Arapçayı öğrenmek için Suriye'ye Arabistan'a gönderelim, Arapça öğrensinler. Fakat bütün medreselerimizde anlamayan, anlatamayan kimselerin böyle faydasız şeylerle iştigaline mahal yoktur.” Eğer din konusundaki ders kitapları Türkçe yazılırsa Arapça öğrenmeye zaten gerek kalmayacaktı. Aslında bu konuda araştırma yapmak için insanın Ingilizce, Almanca ya da Fransızca öğrenmesi gerekiyordu. "Çok iyi bilelim ki bizim dinimizi bizden daha çok tetkik eden onlardı (yabancılar)." Dini inkâr edenlerin bile bir dini vardır. “Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde șu din veya bu din demek doğru değildir." İslam ise bütün dinlerin en olgunu, en mantıklısıdır ve bilgi peşinde koşanların davranış biçimini saptar, bu nedenle din dersi kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuyacaklar tedrisatın bir bölümü olmalıdır.
Sayfa 436 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Mustafa Kemal, Latife ile evlendi.
Balayına çıkmadılar. Mustafa Kemal eğer askeri itibarını kişisel siyasi güce döndürmek istiyorsa, yitirecek zamanı yoktu. Lâtife'yi dişi yaveri olarak tanımlıyor ve hatta şaka yollu isminin eril hali olan Latif biçimini kullanıyordu. Tam da bir eş kavramından beklenen her şeyi bulmuş gibiydi: karısı onun vizyonunu paylaşmak, onaylamak ve desteklemek ama kendisinden bir şey beklememek üzere yanında olmalıydı. Lâtife bu rolü çok uzun zaman sürdüremeyecek kadar gençti ama yine de denedi, Mareşal ve Bayan Mustafa Kemal çağdaş bir karı koca tablosu çizdiler. Düğün töreninde olduğu gibi dinî geleneklerden uzaklaşmak ağır ağır gerçekleşiyordu: Lâtife yalnızca sokakta başına eşarp bağlıyor ya da çarşaf giyiyor ve kampanya için yollara düşen kocasının her an yanında bulunuyor, ama ağzını açmıyordu.
Sayfa 435 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
İzmir'in Karşıyaka semtindeki annesinin mezarını ziyaret etmek Mustafa Kemal'e padişahların despotluğuna saldırma fırsatını yarattı. Dramatik bir konuşmayla Zübeyde Hanım'ın sultanların kurbanı olduğunu söyledi: önce oğlunu hapse atıp ardından sürgüne gönderen Abdülhamit'in, sonra oğlu Anadolu'daki mücadeleyi sürdürürken Vahdettin'in yönetimi onu üzmüştü. Akıttığı gözyaşlarından dolayı neredeyse kör olmuştu. “Nihayet pek yakın zamanda onu İstanbul'dan kurtarabildim. Ona kavuşabildim ki o artık maddeten ölmüştü, yalnız manen yaşıyordu." Ama bu fedakârlığın ödülünü de almıştı: ulusal egemenlik sonsuza dek kurulmuştu. Mustafa Kemal, sözlerini gösterişli bir biçimde bitirdi: "Valdemin medfeni [mezarı önünde ve Allahın huzurunda aht ve peyman ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin istihsal ve tespit ettiği hakimiyetin muhafaza ve müdafaası için icap ederse, valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Hâkimiyeti milliye uğruna canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun."
Sayfa 434 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Batı Anadolu'yu dolaşmak için Ankara'dan ayrıldı. Aynı gün İzmir'de bulunan annesi yaşamını yitirdi. Ve bu haberi ertesi gün ilk durağı olan Eskişehir'de yaveri Salih'ten (Bozok) aldı. Geleneklere aldırış etmeyerek yolculuğunu sürdürmeye karar verdi. Yaveri Salih'e cenaze töreniyle ilgili talimatlarını verdiği kısa telgrafını "Allah, milletimize uzun ömür versin," sözcükleriyle bitirdi. Ailesine bağlı bir insandı ama görevi daha önde geliyordu.
Sayfa 432 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih