Oğuz Atay'ın bu kitabını Beyoğlu'ndaki evine kapanıp sürekli yazdığı bilinmektedir. Bir okuyucu olarak da bunu devamlı okumak istemenizle anlıyor hatta yaşıyorsunuz. Okumaktan çok ; anlıyor ,yaşıyor hissediyorsunuz.Yazarı,kahramanları,mekânı.
Okurken yazarın düşüncesiyle sohbet ediyorsunuz.Bir insanın içinden olan konuşmalarına en büyük tanığı olmak sizce nasıldır ? Sorgulamalarına çelişkilerine şahit olmak...Oyun oynayanlarin yeriyse şayet bu dünya, yalnızca izlediğini sanırken de oyuna getiriliyorsa insan?.. Bir insan içinde kaç farklı kimlik kaç farklı yansıma barındırır? Sanırım çelişkilerin çıkmazında bir hayatta kendini bir sorgulamada bulan insanın ruhunu tanıması ve hatırlaması yegane nefes aldıran yerdir. Bir zaman sonra siz de kendi düşüncelerinizi duymaya başlayabilirsiniz. Zannımca bu ilham gibi düşünülebilir. İnsan okurken çesitli diyaloglar ekseninde kendi düşüncelerine muhatab buluyor. Kitapla anlaşarak sessiz konuşmalar adına anlaşma yapmış gibisiniz. Sanatın o zengin dunyasina adim atıyorsunuz. Ve aslında sanatın kozmopolit oluşuyla zenginleştiği yerleri de gösteriliyor. (edebiyatçıların aynı zamanda ressam olmasini orneklenmesi gibi) Bakış açısı ve üst perspektifler ne kadar genişlerse insan etkilerden o kadar kendini koruyabiliyor. Yani oyun içinde olan oyunları farketmek gibi. Öyle roller bekliyor ki hayat, Hikmet de parçalanıyor kendi rollerini anlamak ve yaşamak adına. Kafamizda oluşan insanlara biçtiğimiz roller çevresinde bir oyun kahramanına dönüşmesi ve hiçbir zaman düşüncedeki ile birebir aynı olamayacağı gerçeği belirtiliyor. Buna hayata bir minyatür olarak yaklaşmak da diyebiliriz zannımca.
Kahraman-onun sokagi- tiyatro sahnesi-salon.
İnsan- Kendi yaşamı -Dünya-Kainat
Kişilik paradoksları ve analizleri en ince ayrintisiyla verilmesi