Kitap çıkalı çok olmadığından "Kitap çıktığından beri aşırı merak ediyordum" desem çok etkili olmaz sanki ama öyle :) Kitap çıktığından beri aşırı merak ediyordum.
Karakterlerden ve konudan birazcık bahsedeyim. Zafira'nın yaşadığı bölgede kadınlara değer verilmiyor. Hatta halife ülkedeki büyünün gitme sebebinin Kadim Kız Kardeşlerin kadın olması olduğunu düşünüyor. Zafira da uzun bir süredir halkını beslemek için erkek gibi davranıp Arz denen, girenin geri dönmediği ormana gidip avlanıyor.
Nasir ise babası (yani sultan) kimi isterse onu öldüren, korkak bir canavar olduğunu düşünen bir prens. Bazı nedenlerden dolayı bu iki karakterimiz yıllar yıllar önce kaybolmuş büyüyü almak için tehlikeli yaratıklarla dolu Sharr adasına gidiyorlar.
Hem Zafira'yı hem de Nasir'i çok sevdim. Zafira çok güçlüydü ve beni kendisine hayran bıraktı. Nasir'e çok üzüldüm. Ne zaman "Ben korkak biriyim", "Babamın dediği gibi mankafayım", "Bir canavarım" gibi şeyler söylese tokat atıp "Kendine gel" demek, sonra da sarılmak istedim. Özellikle de ağladığı sahnede o kadar çok üzüldüm ki :(
Yan karakterleri de sevdim. Altair'e karşı ne hissettiğimi tam bilmiyorum aslında. Başta nefret ettim. Sonrasında ise bir sevdim, bir nefret ettim. Şimdilik nötr diyebiliriz sanırım.
Kitabın 1. kısmı daha çok ana karakterleri ve evreni tanıma üzerine. Yaklaşık 200 sayfa boyunca Nasir ve Zafira'nın hayatını, neden büyünün kaybolduğunu, ormanı, karakterlerimizin göreve seçilme ve yola çıkma kısımlarını okuyoruz.
Kitabın 2. kısmındaysa Sharr adasına ulaşmalarını, bir şekilde karşılaşmalarını ve başlarına gelen olayları okuyoruz.
Kitabın 3. kısmı ise benim en sevdiğim kısım oldu. Çok heyecanlandım, üzüldüm, sinirlendim. Özellikle son 100 sayfada resmen çıldırdım.
Kitabı dolu dolu aşk okumak için aldıysanız çok