Ahmet Ümit okumayı, polisiye eserler içerisinde kaybolup ipucu aramayı seven ben; bu eserde hiçbir tahminimde doğru çıkmadım, planladığım son ile karşılaşmadım ve kimin hangi kılığa girdiğini bir kez hariç çözemedim. Alt metinlerinde bir sürü şey açıklayan bu eserde yoğun duygular arasında boğuşurken; zihnimde sıralı olan polisiye ve Türk roman yazarları sıralamasında mecburi bir değişime gittim. Mehmet Işık birinci ve Ahmet Ümit ikinci diye yer değişti.
Yazar, eserinde ele aldığı her konuyu en ince ayrıntısına dek işlemiş. Araya eklediği hiç fark edilmeyen ve okuyucuyu ters köşe olmaya zorlayan şaşırtmacaları ile okuyucuyu bir hayli yanıltmış. Duygu yoğunluğunun her sayfada kendini belli ettiği ve heyecanın her sayfada artarak ilerlediği eserde, olay örgüsünün işlenişi ve yapılan kurgunun okuyucuyu mest etmemesi imkansız. Mehmet Bey ele aldığı yaşanmış olayı öyle kurgulamış ki, gerçek ve kurgunun arasındaki o ince çizgiyi fark etmek pek mümkün değil. Daha da merak ettirmeden biraz konuya geçeyim.
Polisiye, dram, aşk ve heyecan… Ne ararsanız eserde toplanmış. Kötü başlangıçlarından dolayı hayata yenik düşen Hanzade, kendini korumak ve kanıtlamak için mafyalar arasında var olan Ligor, çayının demine acısını bal yapıp katan Ali,polisliğe aşık ve her görevi tiyatral planlar eşliğinde gerçekleştiren komiser Muharrem ile geri kalan her karakterin ayrı ayrı çarpıcı hikayeleri…
Demiştim ya alt metin hep bir şeyler anlatıyor diye. Onları da konuşalım isterim.
Her sarıklı hoca dini öğretme peşinde değildir tıpkı her insanın iyi kalpli olmadığı gibi… Sarsılmaz inançlarınız (her konuda) sizi çıkmaza sürükler. Kendi doğrunuzu bile sorgulamalı ve yaptıklarınızın sonuçlarının neler olabileceğini düşünmelisiniz. Hayatın amacını bulmak yerine yaratmalı ve bu yolda çaba sarf