Tüm boyutlardan ve zamanlardan tümüyle yoksun bir boşlukta. Bir aşağı bir yukarı yürüyordu insan; düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyordu. Fakat ne denli soyut görünürlerse görünsünler, düşüncelerde bir dayanak noktasına ihityac duyarlar. Aksi takdirde kendş cevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar, nitekim onlarda bir hicliğe katlanamaz
Dağ bile dağlığını tek başına yaşıyor neredeyse, görüp işiteni yok; kendini kendi onaylamak zorunda. Bizde sessizliğimizle gitgide ona benziyoruz sanki; şeyi şeyle tanımladığımız yıllardan kalan sözcükler dilimizin ucunda buruk bir tat şimdi.