Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah...dedim sonra
Ah!
Sana şöyle söylemek istiyorum; Gelme. Bir gün gerçekten ihtiyacım olduğunda ve senden gelmeni istediğimde, hemen geleceğin umudu kalsın bende ama şimdi gelmesen daha iyi çünkü yine gitmek zorunda kalacaksın.
Savaşlarda ve savunmalarda kullanıldı benliğim.
Kendim komutan, kendim er , kendim olmuş muharebe.
Vurdum ,vuruldum emri de verdim.
Oysa kabul- ü mecbur büyülü bir hediye kendime kendim.
Peki kimle niye cenge girdim?
Kendimden kopmaya, yaralamaya ve ben varım ulan demeye,
Bir başkasına koşmaya mı?
Neye geldim ?
Beklentiden iğneleri soktum soktum durdum gözlerime.
İmansız tapınmak neymiş bildim.
Şimdi hangi savunma beni bana geri verebilir ki?
Öfkem tükendi.
Tanrıcıkarım hepinizi affettim..
Cenge,ispata,korkuya,koşuşa değil;ışıl ışıl bir arayışla ben ancak keşfe ve şehadete geldim.
bazen yapayalnız hissediyorum kendimi şu dünyada,
diğer zamanlarda ise biliyorum yapayalnız olduğumu.
kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez
ama yalnız ve dik durmak için
gerçekten çok şey gerekir.
bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak,
her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur.
dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp
iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti.
kişiden kişiye değişiyorum.
çünkü kötü olan biri, benim iyi yüzümü görmeyi hak etmiyor.
ve öyle yorgunum ki suratıma baktıklarında
kendilerinden nefret ettiğimi anlıyorlar
bağışlayın, kafadan biraz, kontağım galiba.
bağışlayın, ama biri ile konuşmam gerek...
bağışlayın, ama bazen kendimi kalabalığın içinde buluyorum,
pazarlarda, panayırlarda filan...