‘Zekânı mirasyedi gibi harcıyorsun!’ demişti.Doğru… Zekâmı har vurup harman savurdum ve nihayet iflas ettim … Hiçbir şeyim kalmadı… Ben zekâyı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum.Onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum…Adam olmak değil,enteresan olmak ; bir şey yapmak değil, bir şey yapanlara küçümseyerek bakacak bir yere çıkmak istiyordum… Halbuki bugün sonsuz zaman ve mesafenin içinde ben neyim ? Bir solucandan, Bir ayrık kökünden daha ehemmiyetsiz, daha değersiz, daha lüzumsuz bir mahlûkum…
İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bir nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaya
korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa , tesadüfün cilvelerine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim,ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun , salaklığımızın uydurması… İçimizde şeytan yok…İçimizde aciz var… Tembellik var…İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…