Zeynep Altuntaş

Zeynep Altuntaş
@Zeyare

Zeynep Altuntaş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·204 syf.·
2020 34. kitabı
Io Sakisaka
0/10 · 468 okunma
Reklam
Domuzcuk, istemeye istemeye gülümsedi. Böyle bir adla da olsa, benimsendiğine seviniyordu gene de. Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler; bir ilişki kurulamıyordu aralarında. Roger eğilip bir taş seçti; nişan aldı, Henry'ye attı; ama ona değmemek için nişan almıştı. Zaman kavramının saçmalığını simgeleyen bu taş, Henry'nin beş yarda sağından fırladı, suya düştü. Roger, bir avuç taş topladı, atmaya başladı. Gel gelelim, Henry'nin çevresinde, çapı belki altı yarda olan bir alan vardı ki, oraya taş atmayı göze alamıyordu. Roger'in eski yaşantısına bağlı ve gözle görülmediği halde henüz güçlü kalan kesin yasaklar, bu alanda egemendi. Analar babalar, okullar, polisler, yasalar, çömelen küçüğü korumaktaydı. Roger'in varlığından haberi olmayan, yıkılıp giden bir uygarlık, Roger'in kolunu koşullandırıyordu hâlâ. Eğer bir yüz, üstten ya da alttan ışık aldığına göre değişiyorsa, neydi bir insan yüzü? Her şey neydi? En büyük düşünceler, en basit olanlardır. Korkunun olmadığını da biliyorum. Ancak insanlardan korkmadığımız sürece. Ralph'ın gözlerinden yaşlar boşandı; hıçkıra hıçkıra, titreye titreye ağladı. Buraya geleli ilk kez kendini koyuveriyor, ağlıyordu. Duyduğu keder, tüm gövdesini ürpertti, sarstı, parçaladı sanki. Ralph'ın sesi, adanın tutuşmuş yıkıntısı karşısında, kara dumanın altında yükseldi. Ralph'ın acısı, öteki çocuklara da geçti; onlar da titremeye, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Ve çocukların arasında Ralph, kirli bedeni, karmakarışık saçları, silinmemiş burnuyla, çocukluk döneminin bitmesine, insan yüreğinin karanlığına ve Domuzcuk denilen o gerçek, o akıllı arkadaşın havalarda uçup ölmesine ağladı.
Biz onlara benzemeyiz! Peki neden? Çünkü... Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında, bu yüzden işte... İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. - Niye giremiyorsun ki yatakhaneye? - Zenciyim de ondan. Yatakhanede kâğıt oynuyorlar, ama ben zenci olduğum için onlarla oturup kâğıt oynayamam. Kokuyormuşum ben, öyle diyorlar. Sana bir şey söyleyeyim mi, aslında bakarsanız siz de bana kokuyorsunuz. Gece burada tek başına bir adam düşün, işte ya kitap okuyor ya da bir şeyler düşünüp öylece oturuyor. Bazen düşüncelerini söylemek ister doğru mu yanlış mı diye ama kimsesi yoktur işte. Bir şey görünce bile onu gördüğünden tam emin olamaz gösterecek kimsesi olmadığından. Yanındakine dönüp 'Gördün mü sen de?' diye soramaz ki. Bilemez ne gördüğünü. Soracak kimsesi yoktur ki. İnsan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değil, yeter ki yanında olsun. İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır.
Ona göre gülmek de bir tür ağlamaktı. Anlayana az söz yeter, derler. Kafasını çevirdiği anda gözleri Pedro'nun gözleriyle buluştu. O anda, lokma tatlısı yapılırken kaynamakta olan sıvıyağa atılan hamurun neler hissettiğini çok iyi anladı. Aşk düşünülmez. Hissedilir ya da edilmez, o kadar. Söylediklerine göre gözyaşı dökmeden ağlamak daha çok acı verirmiş. Suyu erken geldiği için zorlaşan doğum gibi tıpkı. İçinde ne kaynadığını sadece tencerenin kendi bilir. Ama ben senin içinde neler kaynadığını biliyorum. Kendisini çok yalnız ve terk edilmiş hissediyordu. Büyük bir ziyafetten sonra servis tabağında unutulup tek başına bırakılmış ceviz soslu biber dolması bile bu kadar yalnız olamazdı! Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle bu son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Kendinden kaçmak istiyordu. Bir şey düşünmek, bir şeye karar vermek, konuşmak zorunda kalmak istemiyordu. Ağzından çıkacak sözcüklerin, içindeki acıyı haykırmasından korkuyordu. Bir şeyin gerçek olup olmadığı, ona inananlara bağlıydı. Tita, gerçek aşkın ne olduğunu düşünmeye başlamıştı. John'un yanında hissettiği bu güven ve huzur mu, yoksa Pedro'ya karşı duyduğu özlem ve yaşadığı acılar mı gerçek aşktı? Hayat, Tita'ya hiçbir şeyin o kadar kolay olmadığını öğretmişti. Bak Tita, bir tek gerçek vardır, o da gerçek diye bir şey olmadığıdır! Gerçek, herkesin baktığı noktaya göre değişir. Eğer özde değişiklik yaratmıyorsa yaptığımız bazı şeylere fazla önem vermemek gerekir. İhtiyaç, yeni buluşların anasıdır, derler.