Bilgi, aslında, önyargılardan, kanılardan, apansız cesaretlenmelerden, kendi kendini düzeltmelerden, ön varsayım ve abartılardan oluşan bir ağın içinden gelir bize; yoğun, sıkışık, köklü, ama yine de her an saydam olmayan o deneyim süreci içinden gelir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşama açık olmak, en sıradan yerlerde bir
güzellik bulmak ve hepsinden tad almak gibi erdemler bile şüpheli bir görünüm kazanmaya başlıyor. Eskiden, öznelliğin o taşkın bolluk çağında, nesne seçimi konusunda estetik bir kayıtsızlıkla birlikte her türlü deneyimden anlam çıkarabilme yeteneği, nesnel dünyayla bağlantılı olunmasını sağlıyordu; bu dünya,parçalarında bile, öznenin karşısına elbet bir hasım gibi ama yine de dolaysız ve anlamlı bir şey olarak çıkıyordu. Ama eşyanın yabancılaşmış egemenliği karşısında öznenin teslim bayrağını çekmeye yöneldiği bir evrede, her yerde değer ya da güzellik bulma hevesi, öznenin hem eleştirel yetilerini hem de bunlann ayrılmaz bir yönü olan yorumlayıcı hayalgücünü bir yana bıraktığını gösterir. Her şeyi güzel bulanlar şimdi hiçbir şeyi güzel bulamama tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Güzelliğin evrenselliği, ancak tikele mıhlanmış özneye gösterir kendini. Seyredilen nesnenin dışındaki her şeye karşı aldınşsızlıkla, hatta küçümsemeyle dolu olmayan bakışın güzelliğe erişmesi imkânsızdır.
Safdillik ile incelikli düşünme yeteneği o kadar sınırsızca birbirine dolanmıştır ki, birini ötekine karşı kullanmanın hiçbir yararı olamaz. Akıldışına tapanların ve her türden entelektüel madde koleksiyoncusunun yaptığı gibi, sistemsiz ve rastlansal bir mahareti yansıtan her şeyi göklere çıkarmak bayağılıktır. Safdilliği savunan düşünce ise kendini mahkûm etmiş olur: Kurnazlık ve hurafe olduklan yerde kalırlar.