Hayatta çoğu kez kendi kararlarımızı verdiğimizi zannederiz. Ancak aslında çoğu zaman adımıza başkaları tarafından verilmiş kararları oynarız.
Örneğin küçükken hangi mesleği seçmek istediğimiz sorulur. Birçoğumuz zaten o yaşa kadarki dayatmaların ve yönlendirmelerin etkisiyle "doktor, mühendis" gibi cevaplar veririz. Çünkü diğer meslekler zehirlidir; ne para getirir ne de saygınlık. Mesela bir ressam, biyolog veya at antrenörü olmak isteyen bir çocuğa bu istek unutturulmalıdır.
Beyaz önlük giyip babasını gururlandırmadıktan ya da en iyi üniversitenin en zor mühendislik bölümünden mezun olup diplomasını duvara gururla asmadıktan sonra bir meslek edinmek ne işe yarar ki? Hiçbir işe yaramaz.
İşte tam da bu yüzden büyükler, o zehirli meslekleri yapmak isteyen çocukların isteklerini diğer "gerçek" mesleklere kanalize eder.
İstekleri bu şekilde değiştirilen ve bu değişim kendi tercihleriymiş gib gösterilen insanlar zamanla fabrikadan çıkan ürünler gibi birbirinin aynısı olurlar: Oğuz Atay'ın bahsettiği 'Kayamehmetturgutgiller'den... (#81816872)
İşte Ölü Ozanlar Derneği'nde anlatılanlar da Kayamehmetturgutgiller'in yabancı versiyonu: Gelenekçi ve kalıplara bağlı yapısıyla bilinen Welton Akademisinin yetiştirdiği doktor mühendis ve bankacılar.
Buraya gönderilen öğrenciler "başarılı" olmaları için, yani "uğruna okumaya değer meslekler" edinmeleri için gönderiliyorlar. Tek sorun hiçbir öğrenciye gerçekten böyle bir yaşam sürdürmeyi isteyip istemediklerini sormuyor oluşları.
İçine bırakıldıkları kaos ortamından zaman zaman sıyrılmayı başaran bazı şanssız öğrenciler, olan bitene dışardan bakabildikleri için bu dayatmayı fark edebiliyorlar. Şanssız diyorum, çünkü bunu fark etmek birtakım sorgulamaları beraberinde getirebilir. Ve böyle kalıplara
Tıp, hukuk, bankacılık- bunlar hayatı sürdürmek için geçerlidir. Peki ya şiir, romantizm, aşk, güzellik? Bunlar ise uğruna hayatta kaldığınız şeylerdir.