Kitabın bilinç, bilinçdışı ve kuantum fiziği boyutlarını ele aldığı kısımlar yoğun olmakla birlikte son derece etkileyiciydi. Özellikle Carl Jung’un eşzamanlılık olgusuna ayrılan bölüm, ilgimi fazlasıyla çekti. Ben de bu olguyu yaşamımda defalarca deneyimledim: Yeni bir kelime öğrendikten kısa bir süre sonra, o kelimeyi kitaplarda, sohbetlerde ya da televizyonda tekrar tekrar karşıma çıkar halde bulurum. Déjà-vu ile benzerlik taşısa da bana göre daha yoğun bir his uyandırıyor.
Ancak Talbot, kitabın ikinci yarısından itibaren beni yormaya başladı. İki ya da üç kez kitabı bırakma noktasına geldim. Özellikle beden dışı deneyimler, poltergeist vakaları, ölümden dönme tecrübeleri, psişik fenomenler, telepati, telekinezi ve benzeri konular üzerinde fazlaca durması, okuma motivasyonumu düşürdü. Kendimi oldukça açık fikirli biri olarak görürüm ve genellikle insanların görüşlerini hemen reddetmemeye çalışırım; ancak bu tür iddialar, ikna edici olabilmeleri için sağlam ve güvenilir verilere dayanmalıdır. Ne var ki söz konusu konularda sunulan bilgilerin önemli bir kısmı üçüncü taraf anlatılarına dayanmakta ve “bana güven yeter” tarzı kaynaklara benzemektedir. Sonuç olarak, kitap bana hem zihinsel olarak ufuk açan hem de yer yer sabrımı zorlayan bir okuma deneyimi sundu. İlk yarısı hafızamda kalıcı bir iz bırakırken, ikinci yarısı bende daha çok kuşkuyla karışık bir mesafe duygusu uyandırdı diyebilirim.