Holografik Evren

9,0/10  (12 Oy) · 
19 okunma  · 
10 beğeni  · 
847 gösterim
Lazer ışınları yardımıyla boşluğa yansıtılan üç boyutlu imgeler olan hologramları bugün herkes biliyor. Dünyanın en saygın bilimadamlarından ikisi, Einstein'ın öğrencisi ve Londra Üniversitesi öğretim üyesi kuantum fizikçisi David Bohm ile modern beyin anlayışımızın mimarlarından Stanford Üniversitesi nörofizyoloğu Karl Pribram evrenin bir hologram yani kelimenin tam manasıyla insan beyni tarafından yaratılmış bir imge olabileceğini düşünmektedirler. Bu çok çarpıcı yeni evren anlayışı sadece birçok fizik bilmecesini çözmekle kalmıyor, telepati, vücut dışı deneyim ve ölüme yakın deneyim gibi gizemli olaylara, hatta kozmik birlik ve mucizevi iyileşme gibi dinsel ve mistik deneyimlere de açıklık getiriyor.

"Maddeyi ve bilinci tek bir bütün halinde içeren dev hologram olarak evren fikri eminim ki 'Gerçeklik nedir?' sorusunu soran herkes için kışkırtıcı olacaktır. Bu kitap soruya kalıcı bir yanıt getirebilir."
-Dr. Fred Allan Wolf, Kuantum Bilmecesi adlı kitabın yazarı-

"Bu yeni verilerin ilgi alanı o denli geniş ve kapsamlıdır ki, insan psikolojisi, ruh hastalıkları ve tedavi süreçleri konusundaki görüşlerimizde bir devrim yaratabilir. Gözlemlerden bazıları, önemleri bakımından, psikoloji ve psikiyatrinin çerçevesini aşmakta ve Batı biliminin yürürlükte olan Newtoncu-Kartezyen modeline ciddi biçimde meydan okumaktadır. Bu görüşler insan doğası, kültürü, tarihi ve gerçeği konusundaki imgelerimizi etkin bir biçimde değiştirebilir."
-Stanislav Grof, Kozmik Oyun adlı kitabın yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2015
  • Sayfa Sayısı:
    456
  • ISBN:
    6050204612
  • Orijinal Adı:
    The Holographic Universe
  • Çeviri:
    Güray Tekçe
  • Yayınevi:
    Omega Yayınları
  • Kitabın Türü:
Zehraca 
 08 Kas 2017 · Beğendi · 10/10 puan

Holografik Evren teorisi ortaya atıldığı ilk yıllardan bu yana bilim dünyasının belki de en sıradışı ve de heyecan verici teorisi. Bu karmaşık evren tanımının içeriğine geçmeden önce daha iyi anlaşılması adına önce birkaç tane tanım yapmak gerekiyor. Tanımlamasını yapmamız gereken ilk kavram: '' holografi''. Holografi, lazer ışınlarına dayanılarak gerçekleştirilen üç boyutlu görüntü işlemine verilen isimdir. Holografi normal fotoğraf tekniğinden bazı farklılıklarla ayrılır. Normalde her ışık dalgasının üç ana özelliği var: Dalga yüksekliğiyle tanımlanan şiddeti, dalgaboyu uzunluğuyla tanımlanan rengi ve de doğrultusu. Gümüşlü levha üzerine çekilen ve siyah beyaz fotoğraflarda, ışıktaki şiddet değişiklikleri kaydedilirken, renkli fotoğraflarda dalgaboyu değişiklikleri de kaydedilebilmektedir. Hologramdaysa, ışığın şiddetiyle birlikte, ışık dalgalarının doğrultusu da kaydedilerek bir cismi üç boyutlu görmemiz sağlanır. Bu, tek renk hologramlar için geçerli olsa da renkli hologramlar için ışığın her üç özelliği de kaydedilmekte.

Holografinin ortaya çıkmasına neden olan asıl şey ise '' girişim '' diye tanımlanan bir olgu. İki ya da daha çok dalga - tıpkı su dalgaları gibi - birbiri içine geçtiğinde oluşan çapraz çizgili desene girişim denir. Örneğin bir havuza bir çakıl taşı attığınızda suda bir dizi eş merkezli dalgalar oluşur ve bunlar kendi dışlarına doğru yayılır. Eğer havuza iki taş atacak olursanız iki dizi dalganın yayılıp birbirinin içinden geçtiğini görebilirsiniz. Böyle bir çarpışmanın neden olduğu dalga sırtları ve çukurlarından oluşan karmaşık düzenleme, bir girişim desenidir. Dalga benzeri her fenomen ışık ve radyo dalgaları da dahil bir girişim deseni oluşturabilir. Lazer ışını son derece saf, birbiriyle uyumlu bir ışık türü olduğu için, girişim desenleri oluşturma konusunda özellikle çok başarılıdır. Deyim yerindeyse lazer, kusursuz bir çakıl ve kusursuz bir havuz oluşturur. Sonuçta, bugün bildiğimiz hologramlar ancak lazerin bulunuşundan sonra oluşturulabilmişlerdir. Bir hologram, tek bir lazer ışığının iki ayrı ışına ayrılmasıyla oluşur, ilk ışın, fotoğrafı çekilecek nesneden sektirilir. Sonra ikinci ışın, ilkinin yansıyan ışığıyla çarpıştırılır. Bu durumda ortaya çıkan girişim deseni daha sonra bir film parçasına kaydedilir. Buraya kadar anlatılanların daha iyi anlaşılması adına şöyle bir görsel destek sağlayalım: http://static.howstuffworks.com/gif/hologram-17.gif

Hologram ile ilgili belki de en şaşırtıcı özellik en küçük parçasında bile bütünü taşıyabilmesi. Ne demek istiyorum: Elinizde üzerine kalem imgesi işlenmiş holografik bir film parçası olduğunu hayal edin. Bu filmi alıp ikiye bölecek olursanız kalemin görüntüsünün yarısı bir parçada, öbürü diğer parçada kalmıyor. Elinizdeki her iki yarım film parçasında da kalemin tam görüntüsü kalıyor. Bu işlemi ne kadar çok tekrar ederseniz edin, film parçası ne kadar küçülürse küçülsün fark etmiyor. Görüntünün biraz flulaşması haricinde kalemin bütünsel görüntüsü her parçada korunuyor. Normal fotoğrafların aksine, holografik bir film parçasının her ufak parçası, bütünü üzerine kaydedilmiş tüm bilgileri kapsar. Şimdi burada biraz durup soluklanalım. Holografiye dair bütün bu prensipler bizim hayatımız adına ne ifade ediyor diye soracak olursak: hafızamız tam da bu holografik prensibe göre çalışır. Beyne ulaşan her bilgi, ya da her elektriksel ileti beyinde girişim desenleri oluşturur. Yani: '' Beynimiz bir hologram '' Kitabın '' Beyin Hologramdır '' bölümünde ünlü nörofizyoloji uzmanı Karl Pribram'ın beyin üzerine yapmış olduğu çalışmalar ve bu çalışmaların sonucunda elde ettiği, beynin holografik çalışma şekline dair insanı hayret deryalarına daldıran enteresan veriler mevcut. Özellikle bu kısımda işlenen verileri ve fikirleri okumak kendi adıma çok heyecan vericiydi.

Holografik prensip veya Holografik Evren tanımını yapabilmek için tanımlamamız gereken bir başka tanım: '' Hawking radyasyonu (Hawking radiation) '' Stephen Hawking - Leonard Susskind ikilisinden ve bu ikili arasında tartışmalara neden olan Hawking radyasyonundan ( Hawking radiation ) bahsedeceğim size. Hawking radyasyonu, teorik olarak Kara deliklerin yüzeylerine yakın bölgelerde yayılması beklenen ama henüz yayıldığı gözlemlenmemiş bir radyasyon türüdür. Hawking, 1975 yılında yazdığı makalede kara deliklerin parçacık yaydığını ve bu nedenle kütle kaybettiğini ileri sürmüştü. Ama hepimizin bildiği üzre Kara deliklere giren madde ışık gibi bir fenomen olsa bile, bir kere olay ufkuna girdi mi kara deliğin çekiminden kurtulamaz. Peki o halde bu ışınım nasıl olabiliyor? Bu sorunun cevabını verebilmek için bir tanımlama daha yapmamız gerekir ki o da: '' Sanal Parçacıklar ''. Sanal parçacıklar uzay boşluğunda ( ki boş uzay bile asla tam olarak boş değildir. ) eğer yeterli potansiyel mevcutsa saniyenin çok çok küçük bir kesrinde anlık olarak var olan ve yine birbirleriyle etkileşime girdiği anda da birbirini yok eden madde-antimadde parçacık çiftleridir. Stephen Hawking şu soruyu sorarak yola çıkar: bu sanal parçacıklar tam olarak olay ufku üzerinde oluşursa ne olur? Olay ufkunun kara delik tarafında kalan parçacık kara deliğin içine düşüp farklı bir gerçekliğe doğru yol alırken, olay ufkunun kara delik yüzeyi tarafında kalan parçacık kara deliğin çekiminden kurtulacaktır. Kurtulan bu parçacık ışıma ya da radyasyon şeklinde gözlemlenecektir. İşte bu ışımaya '' Hawking Radyasyonu '' adı veriliyor. Hawking radyasyonu, kara deliklerin bu ışıma sayesinde sıfırdan bilgi oluşturduğunu ve yine bilgiyi yok ettiğini söyler. Burada şunu da belirtmek gerekiyor; kara delik bu ışıma yüzünden tabiri caizse kendi sonunu da getirip, buharlaşıyor.

Genel relativite savunucularından olan Hawking, bu radyasyon türünü matematiksel olarak ispat ettikten sonra, kara delik ışımasının yol açtığı bilginin yok olması veya yoktan var olması düşüncesi yüzünden kuantum fiziğinde hatalar olduğunu iddia etti. Normalde bizim fizik yasalarımız bilginin asla yok edilemeyeceğini söyler bize. İşte tam da bu noktada bir kuantum fizikçisi olan Leonard Susskind Hawking'in bu iddiasına itiraz etti ve bu problemi çözmeye karar verdi. Daha sonra Susskind tarafından kitaplaştırılan makale savaşlarına sahne olan o dönem sonucunda kitabın da ana konusunu oluşturan '' holografik prensip '' bulundu. Susskind, kara deliğin içerisinde var olan her şeyin ya da olayın bilgisinin, kara deliğin yüzeyinde iki boyutlu bilgi olarak mevcut olduğu, hatta kara deliğin içerisindeki olayların aslında olmadığı, hepsinin yüzeyden elde edilmiş birer hologram olduğunu ileri sürdü. İşte bu olguya da holografik prensip adı verildi. Hepimizin aklına gelen soru Susskind'in de aklına gelmiş olacak ki, bu holografik prensibin evrenin tamamına uygulanabilecek bir model olup olmadığını araştırmaya başlıyor. Yani eğer bu prensip evrenin tamamı için geçerli ise biz şuan bir kara deliğin içinde mi yaşıyoruz? Ya da evrende gördüğümüz çok sayıdaki kara deliğin her biri kendi içinde başka bir evren mi taşıyor? Matematiksel hesaplara dayanan kara deliğin yüzeyindeki bu iki boyutlu holografik evren mi gerçek, yoksa bizim yaşadığımız üç boyutlu evren mi? Susskind bu her iki evrenin de aynı oranda gerçekliğe sahip olduğunu söyler. Yani bizim evrenimiz iki boyutta var olan bir bilgi olabileceği gibi, hologram da olabiliriz. İşte tüm bu Holografik Evren tanımlamaları da bu prensibe ve buna dayalı düşünce sistemine dayanır. Siz, ben, elinizdeki telefon, bilgisayar, çevrenizde gördüğünüz her şey hatta evrenin kendisi bile bir çeşit hologram olabilir. Varlığa dair bildiğimiz ve üç boyutlu olduğunu düşündüğümüz her şey bizden uzaktaki iki boyutlu bir yüzeye depolanmış bilginin yansımasından ibaret olabilir. Bu şu da demek değil tabi: hepimiz mimar tarafından yazılmış neolar, ya da esir edilmiş trinityler ya da morpheuslar değiliz. Susskind'in de dediği gibi iki boyutlu kaydedilmiş bilgi olma ihtimalimiz ne kadar gerçekse, yaşadığımız evren de o kadar gerçek.

Korkunç bir düşünce biliyorum. Bu kitabı tam da bu yüzden okudum. Holografik Evren tanımı içinde yaşadığımız sürece gerçekliğini asla test edemeyeceğimiz bir tanım. Ama diğer tüm teoriler gibi '' holografik evren '' teorisi de içinde yaşadığımız evrende niçinini anlayamadığımız ' kütleçekim, ışık hızı, uzay-zaman bariyeri, elektromanyetizma, kuantum elektrodinamiği, yaşam fenomeni, metafizik gibi varlığını ve özelliklerini bildiğimiz ama henüz 'niçinini' açıklayamadığımız tüm bu fenomenlerin niçin var olduğuna dair açıklamalar getiriyor bize. Michael Talbot Holografik Evren kitabında, bilim insanları tarafından yapılmış bütün deneyler ve çalışmalar ışığında bu hayallerimizin ötesindeki evrenin ayrıntılı bir açıklamasını yapmış. 'Neden ve Niçin' sorusu hayatının bir parçası olan herkesin okuması gereken bir kitap. Tekrar tekrar okunası.
'' Kozmosun kumaşına yaklaşarak keşfettikçe hiç kimsenin hayal bile etmediğinden büyük sürprizler bulabiliriz.'' der Brian Greene. Bu incelemeyi de kendisini keşfetmenin karşı konulmaz cazibesine kaptıranlara ithaf ediyorum.
Not: Dili olan arkadaşlar için Susskind'in bu teoriyi daha ayrıntılı anlattığı şöyle de bir video mevcut. Keyifli izlemeler
https://www.youtube.com/watch?v=2DIl3Hfh9tY