Holografik EvrenMichael Talbot

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.178
Gösterim
Adı:
Holografik Evren
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
456
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050204612
Orijinal adı:
The Holographic Universe
Çeviri:
Güray Tekçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega Yayınları
Lazer ışınları yardımıyla boşluğa yansıtılan üç boyutlu imgeler olan hologramları bugün herkes biliyor. Dünyanın en saygın bilimadamlarından ikisi, Einstein'ın öğrencisi ve Londra Üniversitesi öğretim üyesi kuantum fizikçisi David Bohm ile modern beyin anlayışımızın mimarlarından Stanford Üniversitesi nörofizyoloğu Karl Pribram evrenin bir hologram yani kelimenin tam manasıyla insan beyni tarafından yaratılmış bir imge olabileceğini düşünmektedirler. Bu çok çarpıcı yeni evren anlayışı sadece birçok fizik bilmecesini çözmekle kalmıyor, telepati, vücut dışı deneyim ve ölüme yakın deneyim gibi gizemli olaylara, hatta kozmik birlik ve mucizevi iyileşme gibi dinsel ve mistik deneyimlere de açıklık getiriyor.

"Maddeyi ve bilinci tek bir bütün halinde içeren dev hologram olarak evren fikri eminim ki 'Gerçeklik nedir?' sorusunu soran herkes için kışkırtıcı olacaktır. Bu kitap soruya kalıcı bir yanıt getirebilir."
-Dr. Fred Allan Wolf, Kuantum Bilmecesi adlı kitabın yazarı-

"Bu yeni verilerin ilgi alanı o denli geniş ve kapsamlıdır ki, insan psikolojisi, ruh hastalıkları ve tedavi süreçleri konusundaki görüşlerimizde bir devrim yaratabilir. Gözlemlerden bazıları, önemleri bakımından, psikoloji ve psikiyatrinin çerçevesini aşmakta ve Batı biliminin yürürlükte olan Newtoncu-Kartezyen modeline ciddi biçimde meydan okumaktadır. Bu görüşler insan doğası, kültürü, tarihi ve gerçeği konusundaki imgelerimizi etkin bir biçimde değiştirebilir."
-Stanislav Grof, Kozmik Oyun adlı kitabın yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)
Holografik Evren teorisi ortaya atıldığı ilk yıllardan bu yana bilim dünyasının belki de en sıradışı ve de heyecan verici teorisi. Bu karmaşık evren tanımının içeriğine geçmeden önce daha iyi anlaşılması adına önce birkaç tane tanım yapmak gerekiyor. Tanımlamasını yapmamız gereken ilk kavram: '' holografi''. Holografi, lazer ışınlarına dayanılarak gerçekleştirilen üç boyutlu görüntü işlemine verilen isimdir. Holografi normal fotoğraf tekniğinden bazı farklılıklarla ayrılır. Normalde her ışık dalgasının üç ana özelliği var: Dalga yüksekliğiyle tanımlanan şiddeti, dalgaboyu uzunluğuyla tanımlanan rengi ve de doğrultusu. Gümüşlü levha üzerine çekilen ve siyah beyaz fotoğraflarda, ışıktaki şiddet değişiklikleri kaydedilirken, renkli fotoğraflarda dalgaboyu değişiklikleri de kaydedilebilmektedir. Hologramdaysa, ışığın şiddetiyle birlikte, ışık dalgalarının doğrultusu da kaydedilerek bir cismi üç boyutlu görmemiz sağlanır. Bu, tek renk hologramlar için geçerli olsa da renkli hologramlar için ışığın her üç özelliği de kaydedilmekte.

Holografinin ortaya çıkmasına neden olan asıl şey ise '' girişim '' diye tanımlanan bir olgu. İki ya da daha çok dalga - tıpkı su dalgaları gibi - birbiri içine geçtiğinde oluşan çapraz çizgili desene girişim denir. Örneğin bir havuza bir çakıl taşı attığınızda suda bir dizi eş merkezli dalgalar oluşur ve bunlar kendi dışlarına doğru yayılır. Eğer havuza iki taş atacak olursanız iki dizi dalganın yayılıp birbirinin içinden geçtiğini görebilirsiniz. Böyle bir çarpışmanın neden olduğu dalga sırtları ve çukurlarından oluşan karmaşık düzenleme, bir girişim desenidir. Dalga benzeri her fenomen ışık ve radyo dalgaları da dahil bir girişim deseni oluşturabilir. Lazer ışını son derece saf, birbiriyle uyumlu bir ışık türü olduğu için, girişim desenleri oluşturma konusunda özellikle çok başarılıdır. Deyim yerindeyse lazer, kusursuz bir çakıl ve kusursuz bir havuz oluşturur. Sonuçta, bugün bildiğimiz hologramlar ancak lazerin bulunuşundan sonra oluşturulabilmişlerdir. Bir hologram, tek bir lazer ışığının iki ayrı ışına ayrılmasıyla oluşur, ilk ışın, fotoğrafı çekilecek nesneden sektirilir. Sonra ikinci ışın, ilkinin yansıyan ışığıyla çarpıştırılır. Bu durumda ortaya çıkan girişim deseni daha sonra bir film parçasına kaydedilir. Buraya kadar anlatılanların daha iyi anlaşılması adına şöyle bir görsel destek sağlayalım: http://static.howstuffworks.com/gif/hologram-17.gif

Hologram ile ilgili belki de en şaşırtıcı özellik en küçük parçasında bile bütünü taşıyabilmesi. Ne demek istiyorum: Elinizde üzerine kalem imgesi işlenmiş holografik bir film parçası olduğunu hayal edin. Bu filmi alıp ikiye bölecek olursanız kalemin görüntüsünün yarısı bir parçada, öbürü diğer parçada kalmıyor. Elinizdeki her iki yarım film parçasında da kalemin tam görüntüsü kalıyor. Bu işlemi ne kadar çok tekrar ederseniz edin, film parçası ne kadar küçülürse küçülsün fark etmiyor. Görüntünün biraz flulaşması haricinde kalemin bütünsel görüntüsü her parçada korunuyor. Normal fotoğrafların aksine, holografik bir film parçasının her ufak parçası, bütünü üzerine kaydedilmiş tüm bilgileri kapsar. Şimdi burada biraz durup soluklanalım. Holografiye dair bütün bu prensipler bizim hayatımız adına ne ifade ediyor diye soracak olursak: hafızamız tam da bu holografik prensibe göre çalışır. Beyne ulaşan her bilgi, ya da her elektriksel ileti beyinde girişim desenleri oluşturur. Yani: '' Beynimiz bir hologram '' Kitabın '' Beyin Hologramdır '' bölümünde ünlü nörofizyoloji uzmanı Karl Pribram'ın beyin üzerine yapmış olduğu çalışmalar ve bu çalışmaların sonucunda elde ettiği, beynin holografik çalışma şekline dair insanı hayret deryalarına daldıran enteresan veriler mevcut. Özellikle bu kısımda işlenen verileri ve fikirleri okumak kendi adıma çok heyecan vericiydi.

Holografik prensip veya Holografik Evren tanımını yapabilmek için tanımlamamız gereken bir başka tanım: '' Hawking radyasyonu (Hawking radiation) '' Stephen Hawking - Leonard Susskind ikilisinden ve bu ikili arasında tartışmalara neden olan Hawking radyasyonundan ( Hawking radiation ) bahsedeceğim size. Hawking radyasyonu, teorik olarak Kara deliklerin yüzeylerine yakın bölgelerde yayılması beklenen ama henüz yayıldığı gözlemlenmemiş bir radyasyon türüdür. Hawking, 1975 yılında yazdığı makalede kara deliklerin parçacık yaydığını ve bu nedenle kütle kaybettiğini ileri sürmüştü. Ama hepimizin bildiği üzre Kara deliklere giren madde ışık gibi bir fenomen olsa bile, bir kere olay ufkuna girdi mi kara deliğin çekiminden kurtulamaz. Peki o halde bu ışınım nasıl olabiliyor? Bu sorunun cevabını verebilmek için bir tanımlama daha yapmamız gerekir ki o da: '' Sanal Parçacıklar ''. Sanal parçacıklar uzay boşluğunda ( ki boş uzay bile asla tam olarak boş değildir. ) eğer yeterli potansiyel mevcutsa saniyenin çok çok küçük bir kesrinde anlık olarak var olan ve yine birbirleriyle etkileşime girdiği anda da birbirini yok eden madde-antimadde parçacık çiftleridir. Stephen Hawking şu soruyu sorarak yola çıkar: bu sanal parçacıklar tam olarak olay ufku üzerinde oluşursa ne olur? Olay ufkunun kara delik tarafında kalan parçacık kara deliğin içine düşüp farklı bir gerçekliğe doğru yol alırken, olay ufkunun kara delik yüzeyi tarafında kalan parçacık kara deliğin çekiminden kurtulacaktır. Kurtulan bu parçacık ışıma ya da radyasyon şeklinde gözlemlenecektir. İşte bu ışımaya '' Hawking Radyasyonu '' adı veriliyor. Hawking radyasyonu, kara deliklerin bu ışıma sayesinde sıfırdan bilgi oluşturduğunu ve yine bilgiyi yok ettiğini söyler. Burada şunu da belirtmek gerekiyor; kara delik bu ışıma yüzünden tabiri caizse kendi sonunu da getirip, buharlaşıyor.

Genel relativite savunucularından olan Hawking, bu radyasyon türünü matematiksel olarak ispat ettikten sonra, kara delik ışımasının yol açtığı bilginin yok olması veya yoktan var olması düşüncesi yüzünden kuantum fiziğinde hatalar olduğunu iddia etti. Normalde bizim fizik yasalarımız bilginin asla yok edilemeyeceğini söyler bize. İşte tam da bu noktada bir kuantum fizikçisi olan Leonard Susskind Hawking'in bu iddiasına itiraz etti ve bu problemi çözmeye karar verdi. Daha sonra Susskind tarafından kitaplaştırılan makale savaşlarına sahne olan o dönem sonucunda kitabın da ana konusunu oluşturan '' holografik prensip '' bulundu. Susskind, kara deliğin içerisinde var olan her şeyin ya da olayın bilgisinin, kara deliğin yüzeyinde iki boyutlu bilgi olarak mevcut olduğu, hatta kara deliğin içerisindeki olayların aslında olmadığı, hepsinin yüzeyden elde edilmiş birer hologram olduğunu ileri sürdü. İşte bu olguya da holografik prensip adı verildi. Hepimizin aklına gelen soru Susskind'in de aklına gelmiş olacak ki, bu holografik prensibin evrenin tamamına uygulanabilecek bir model olup olmadığını araştırmaya başlıyor. Yani eğer bu prensip evrenin tamamı için geçerli ise biz şuan bir kara deliğin içinde mi yaşıyoruz? Ya da evrende gördüğümüz çok sayıdaki kara deliğin her biri kendi içinde başka bir evren mi taşıyor? Matematiksel hesaplara dayanan kara deliğin yüzeyindeki bu iki boyutlu holografik evren mi gerçek, yoksa bizim yaşadığımız üç boyutlu evren mi? Susskind bu her iki evrenin de aynı oranda gerçekliğe sahip olduğunu söyler. Yani bizim evrenimiz iki boyutta var olan bir bilgi olabileceği gibi, hologram da olabiliriz. İşte tüm bu Holografik Evren tanımlamaları da bu prensibe ve buna dayalı düşünce sistemine dayanır. Siz, ben, elinizdeki telefon, bilgisayar, çevrenizde gördüğünüz her şey hatta evrenin kendisi bile bir çeşit hologram olabilir. Varlığa dair bildiğimiz ve üç boyutlu olduğunu düşündüğümüz her şey bizden uzaktaki iki boyutlu bir yüzeye depolanmış bilginin yansımasından ibaret olabilir. Bu şu da demek değil tabi: hepimiz mimar tarafından yazılmış neolar, ya da esir edilmiş trinityler ya da morpheuslar değiliz. Susskind'in de dediği gibi iki boyutlu kaydedilmiş bilgi olma ihtimalimiz ne kadar gerçekse, yaşadığımız evren de o kadar gerçek.

Korkunç bir düşünce biliyorum. Bu kitabı tam da bu yüzden okudum. Holografik Evren tanımı içinde yaşadığımız sürece gerçekliğini asla test edemeyeceğimiz bir tanım. Ama diğer tüm teoriler gibi '' holografik evren '' teorisi de içinde yaşadığımız evrende niçinini anlayamadığımız ' kütleçekim, ışık hızı, uzay-zaman bariyeri, elektromanyetizma, kuantum elektrodinamiği, yaşam fenomeni, metafizik gibi varlığını ve özelliklerini bildiğimiz ama henüz 'niçinini' açıklayamadığımız tüm bu fenomenlerin niçin var olduğuna dair açıklamalar getiriyor bize. Michael Talbot Holografik Evren kitabında, bilim insanları tarafından yapılmış bütün deneyler ve çalışmalar ışığında bu hayallerimizin ötesindeki evrenin ayrıntılı bir açıklamasını yapmış. 'Neden ve Niçin' sorusu hayatının bir parçası olan herkesin okuması gereken bir kitap. Tekrar tekrar okunası.
'' Kozmosun kumaşına yaklaşarak keşfettikçe hiç kimsenin hayal bile etmediğinden büyük sürprizler bulabiliriz.'' der Brian Greene. Bu incelemeyi de kendisini keşfetmenin karşı konulmaz cazibesine kaptıranlara ithaf ediyorum.
Not: Dili olan arkadaşlar için Susskind'in bu teoriyi daha ayrıntılı anlattığı şöyle de bir video mevcut. Keyifli izlemeler
https://www.youtube.com/watch?v=2DIl3Hfh9tY
Dolu dolu bir kitap. Kuantuma, tasavvufa merakınız varsa kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Pek alıntı ekleyemememin tek sebebi her satırın alıntıya değer oluşu ve karar veremememdir. İyi okumalar dilerim
Holografik Evren, alternatif fizik teorisinin değerlendirici ve titiz bir incelemesidir. Bu, evrenin bir holograma benzer bir şekilde işlev gördüğünü belirten yine insan beyninin de aynı şekilde işlev gördüğünü belirten holografik fiziktir de denilebilir. Bu kitap, psikolog Karl Pribram'ın ve fizikçi David Bohm'ın fikirlerini muhteşem bir şekilde ele alıyor ve bu da holografi kavramının temeline dayanıyor.
Holografik evrende geçmiş yaşama ait bulgular, ölüme yakın zaman dilimleri, vücut dışındaki olaylar, uzay ve zaman yolculuğu, telepati ve benzeri konular bilimsel olarak geniş bir şekilde açıklanmaktadır. Kitap, karmaşık fikirleri oldukça anlaşılabilir hale getirmek için inanılmaz bir yeteneğe sahiptir.
Gerçek dünyada ya da bizim tabirimizle bizim gördüğümüz algıladığımız dünyada herşey canlı, dinamik olarak birbirine bağlı, fakat yazar bu eserinde evrende herşeyi yeni yollarla görmemize yardımcı oluyor. Farklı düşünürlerin bu derin konuyu nasıl aydınlattığını araştırıyor. Talbot'un kitabında reddedilemeyen gerçekler var. Bunlardan biri, bilim insanları sıklıkla kendi inanç sistemleri ile sonuçlara karşı önyargılı olabiliyor. Çünkü kişi inandığı dine göre çıkarımda bulunabiliyor ve bu da holografik evrenin farklı şekillerde yorumlanmasına neden olabiliyor. Bir diğeri, insan bilinci maddeyi etkiliyor. Thurtson tüm bir bölümü bu konu üzerine ayırmıştır. Üçüncüsü de ölüm deneyimlerine yakın olgulara kapsamlı, mantıksal bir yaklaşımı şekillendirmeye çalışmasıdır.
Holografik Evren, çevremizdeki mevcut anlayışımızı potansiyel olarak değiştirebilecek bir gerçeklik modelini inceleyen bir romandır. Deneyler, kanıtlar ve mantık kullanarak, yazar başlangıçta hayal etmek zor bir fikri desteklemektedir. Evrene ilişkin holografik model, bir hologramın nasıl işlediğine ilişkin dünyayı birbirine bağlar. İnsanların görme, duyma, hissetme ve düşünme biçimi arasındaki korelasyon bir hologramın nasıl çalıştığıyla ilginç benzerliklere sahiptir. Bu teoriyi desteklemek için yapılan çeşitli deneyleri belgeledikten sonra, modelin sonuçları ve insanlığın yarattığı zor soruların bazılarına nasıl cevap vereceğini belirtir.
Yazar UFO'ların ve diğer olguların sınıflandırılmasının zor olduğunu önermekte çünkü bunları temelde yanlış olan bir gerçekliğe çekmeye çalışıyor demekle yazarın gösterdiği hologram modelinin daha iyi nasıl olduğunu gösteriyor. Konu ile ilgili olarak UFO ların dünya dışı olmadıkları ile ilgili işaretler taşıdığı vurgulanmıştır. İlk olarak binlerce kişinin UFO gördüğü ve bunların belgelendiği, ikinci olarak UFO lardan çıkanların tıpkı insan gibi nefes alıp veren canlılar olduğu ve güneşin elektromanyetik ışınlarına çok iyi uyum sağladığı tanımlanmıştır. Üçüncüsü de bunların dünya dışı varlıklar gibi davranmadığı ile ilgilidir. İşin en ilginç tarafı da bunların fiziksel bir nesne gibi davranmadığı radar ekranlarında büyük bir hızla yol alırken birden doksan derecelik açı ile dönebilmeleridir.
Bu kitap sizi gerçekten düşündürüyor. Açıkçası, sahip olduğumuz duyulara dayanarak dünyayı algılamamızda önyargılıyız. Holografik Evren'e göre, gördüğümüz, duyduğumuz ve hissettiğimiz şeylere karşılık gelen beyinlerimize gönderilen mesajları çözmeye başlayan teknoloji var. Zayıf duygularımızın ötesinde evrenimizin gerçeğini bulabilirsek, mevcut araştırmanın bekleyebileceğinden çok daha büyük olasılıklara yeni kapılar açacaktır. Bu zaman içinde, bu çalışmalar ile ilgili tanıkların ve deneyimin veri tabanlarında saklanıp gizli tutulması pek de mantıklı değil. Ülkelerin bunları saklamak yerine laboratuvarda ya da üniversitelerde vermesi bu alanda gelişime daha fazla katkıda bulunacaktır.

Holografik model rüya zamanı üzerinde de ilginç açıklamalarda bulunmuş. Bohm’un saklı ve belirgin düzenlerinin bileşimi birçok gelenekte karşımıza çıkmaktadır. Tibetli Budistler buna boşluk ve boşluk olmayan adını verirken Hindular Brahman adını vermişler. Benzer şekillerde Yahudilerin Tevrat’ında, Şaman geleneklerinde ki özellikle Hawaii’li kahunlar evreninde, Sudan’daki Dogonlarda holografik Evrenin özüne rastlamak mümkündür

Bu kitapta gerçeten ilginç gelen bir diğer nokta da psikolojik yönüdür. Karl Pribam fizyoloji, psikiyatride ve hatta insan beyninin anatomisinde Holografik İlke'nin alternatif bir yönünü sundu. Yine işin psikolojik yönünü ele alırsak İsrail’de Hebrew Üniversitesinde bir grup asker üzerinde yapılan deney sonucunda psikolog Shlomo Breznitz farklı mesafelerde farklı alanlarda askerler üzerinde yaptığı deneylerde asker bedenlerinin gerçekliğe değil gerçeklik olarak kabul ettiği şeye tepki verdiklerini gözlemlemişti.

Bu kitabı, Newton fiziği, kuantum fiziği, mistisizm, bilim, biyoloji, psikoloji, manevi ve materyal arasında var olan görünür ikilemleri anlamayı arzulayan herkese tavsiye ederim.
Araştırmalarım sonucu bu kitabı okumadan önce, Holografik İlke'nin temel bir incelemesini ve genel olarak Holografya'nın temel bir anlayışını da okunabilir
Daha önce bunun üzerinde, String teorisi https://www.youtube.com/watch?v=ACNqmEGHcrY , Süper simetri (https://www.youtube.com/watch?v=X6HobTJ2jnk), Brane kozmoloji https://www.youtube.com/watch?v=bf7BXwVeyWw ve Kuantum yerçekimi (https://www.youtube.com/watch?v=hDGD1iUikac ) formları üzerinde birkaç video atma ihtiyacı hissettim. Bu videolar da gelecekteki araştırmaların üzerinde bahsedilen teorilere yol açan temellerdir. Meraklısı için faydalı olacaktır.
Holografik Evren biyolojiden, psikolojiye, fizikten spirütüelizme , insandan evrene, inançlardan bilime, hepsi birbirine zıt gibi görünen kavramların derinliklerine inerek aslında hepsinin birbiriyle nasıl iç içe ve bir bütün oluşturacak şekilde kaynaşmış olduğunu görmenizi sağlayacak bir kapı aralıyor.

Bilincin derinliklerine Jung ile beraber inecek, fizik kurallarını Bohm ile baştan gözden geçirecek, kuantum fiziği içinde kendinizi kaybedeceksiniz.

Her şeyin birbiriyle nasıl bağlantılı ve devamlı etkileşim halinde olduğunu, ve belki de tesadüf diye bir şeyin olmadığını ya da çok farklı bir işleyişi, işlevi olduğunu göreceksiniz.

"Bir hologramın her parçasının bütünün imgesini taşımakta olduğu gibi, evrenin her bir parçası da tümünü içermektedir. Bunun anlamı şudur: Nasıl ulaşacabileceğimizi bilirsek Andromeda galaksisini sol elimizin baş parmağının tırnağında da bulabiliriz. Aynı zamanda Kleopatra'nın Sezar'la ilk karşılaşmasına da tanık olabiliriz. Çünki ilke olarak tüm geçmiş ve tüm geleceğin imaları uzay ve zamanın en ufak bölümüne varıncaya dek her yere yayılmış durumdadır. Bedenimizin her bir hücresi tüm kozmosu barındırır. Her yaprak, her yağmur damlası ve her bir toz tanesi de öyle, tıpkı William Blake'in ünlü şiirinde olduğu gibi ve ona yeni anlamlar ekleyerek:


Dünyayı görmek için bir Kum Tanesinde
Ve Cenneti bir Yaban Çiçeğinde,
Yakala Sonsuzluğu avucunun içinde
Ve bir saatin içinde Ebediyeti. "
"İnsanoğlu kuantum gerçekliğinin dokusunu asla deneyimleyemez, çünkü dokunduğumuz her şey maddeye dönüşüyor."

Nick Herbert
" Uzun vadede, illüzyonlara bağlı kalmak, gerçek olgularla yüzleşmekten çok daha tehlikelidir. "

Bohm
Kuanta, kuantum teriminin çoğuludur. Tek elektron bir kuantum'dur. Birkaç elektron bir grup kuanta'dır. Kuantum sözcüğü aynı zamanda, hem parçacık ve hem de dalga unsurlarına sahip bir şeyi anlatmak için kullanılan dalga parçacığı terimiyle eş anlamlıdır.
Kuantum potansiyelinin daha da şaşırtıcı başka bir özelliği, bir yer kaplama kavramı konusunda düşündürdükleridir. Günlük yaşam düzeyimizde nesnelerin belirgin yerleri vardır, ancak Bohm'un kuantum fiziğine getirdiği yoruma göre, kuantum-altı düzeyde, kuantum potansiyelinin geçerli olduğu düzeyde, bir yer kaplama olgusu ortadan kalkmaktadır. Uzaydaki herhangi bir nokta, diğer noktaların tümüyle eşitlenmektedir, bu yüzden de herhangi bir şeyin diğer herhangi bir şeyden ayrı olduğunu söylemenin bir anlamı yoktur. Fizikçiler bu özelliğe "mekânsızlık" adını veriyorlar. Kuantum potansiyeli uzayın her yanını kapsar ve tüm parçacıklar birbirleriyle mekânsızlık içinde karşılıklı bağlantı içindedir.
Bizler bilim adamlarını biraz hayranlıkla gözlüyor ve bize bir şey söylediklerinde bu sözün gerçek olması gerektiğine kendimizi inandırıyoruz. Onların yalnızca birer insan olduğunu ve tıpkı bizim gibi dinsel, felsefî ve kültürel önyargıların etkisinde kalabileceğini unutuyoruz.
Birkaç yıl önce dalağımda bir sorun çıkmıştı. Bu sorunu tedavi etmeye çalıştım, her gün imgeleme çalışmaları uyguladım, dalağımın bütünlük içinde ve sağlıklı bir imgesini gözümde canlandırdım, onun iyileştirici bir ışığın içinde yüzmekte olduğunu düşledim vb. Ne yazık ki ben oldukça sabırsız bir insanım ve bir gecede başarılı olamazsam kızarım, ikinci meditasyonumda dalağımı zihnimden azarladım ve onu, bir an önce istediğim gibi davranması yolunda uyardım. Bu olay tümüyle benim düşüncelerimin gizliliği içinde yer almış ve sonra da çabucak unutulmuştu.

Birkaç gün sonra Dryer'i gördüğümde ondan, bedenime bakıp dikkat etmemi gerektiren bir şey olup olmadığını bana söylemesini istedim. (Ona bu sağlık sorunumdan söz etmemiştim.) Bununla birlikte, bana hemen dalağımdaki sorundan söz etti ve soma sustu, aklı karışmış gibi söyleniyordu. "Dalağın bir şeyden çok kötü etkilenmiş." diye mırıldandı. Ve sonra birden anladı, "Dalağına bağırmış miydin?" Mahcup bir şekilde, öyle yapmış olduğumu kabul ettim. Dryer birden ellerini havaya açtı. "Bunu yapmamalısın. Dalağın senin öyle olmasını istediğini sandığı için hastalandı. Çünki sen şuursuz olarak ona yanlış emirler veriyordun. Şimdi de ona bağırdığın için ne yapacağım şaşırmış durumda." Başım önemle sallayarak bana şu öğüdü verdi: "Bedenine ve iç organlarına asla, asla kızma. Onlara yalnızca olumlu mesajlar gönder."
Bir hologramın her parçasının bütünün imgesini taşımakta olduğu gibi, evrenin her bir parçası da tümünü içermektedir. Bunun anlamı şudur: Nasıl ulaşacabileceğimizi bilirsek Andromeda galaksisini sol elimizin baş parmağının tırnağında da bulabiliriz. Aynı zamanda Kleopatra'nın Sezar'la ilk karşılaşmasına da tanık olabiliriz. Çünki ilke olarak tüm geçmiş ve tüm geleceğin imaları uzay ve zamanın en ufak bölümüne varıncaya dek her yere yayılmış durumdadır. Bedenimizin her bir hücresi tüm kozmosu barındırır. Her yaprak, her yağmur damlası ve her bir toz tanesi de öyle, tıpkı William Blake'in ünlü şiirinde olduğu gibi ve ona yeni anlamlar ekleyerek:
Dünyayı görmek için bir Kum Tanesinde
Ve Cenneti bir Yaban Çiçeğinde,
Yakala Sonsuzluğu avucunun içinde
Ve bir saatin içinde Ebediyeti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Holografik Evren
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
456
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050204612
Orijinal adı:
The Holographic Universe
Çeviri:
Güray Tekçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega Yayınları
Lazer ışınları yardımıyla boşluğa yansıtılan üç boyutlu imgeler olan hologramları bugün herkes biliyor. Dünyanın en saygın bilimadamlarından ikisi, Einstein'ın öğrencisi ve Londra Üniversitesi öğretim üyesi kuantum fizikçisi David Bohm ile modern beyin anlayışımızın mimarlarından Stanford Üniversitesi nörofizyoloğu Karl Pribram evrenin bir hologram yani kelimenin tam manasıyla insan beyni tarafından yaratılmış bir imge olabileceğini düşünmektedirler. Bu çok çarpıcı yeni evren anlayışı sadece birçok fizik bilmecesini çözmekle kalmıyor, telepati, vücut dışı deneyim ve ölüme yakın deneyim gibi gizemli olaylara, hatta kozmik birlik ve mucizevi iyileşme gibi dinsel ve mistik deneyimlere de açıklık getiriyor.

"Maddeyi ve bilinci tek bir bütün halinde içeren dev hologram olarak evren fikri eminim ki 'Gerçeklik nedir?' sorusunu soran herkes için kışkırtıcı olacaktır. Bu kitap soruya kalıcı bir yanıt getirebilir."
-Dr. Fred Allan Wolf, Kuantum Bilmecesi adlı kitabın yazarı-

"Bu yeni verilerin ilgi alanı o denli geniş ve kapsamlıdır ki, insan psikolojisi, ruh hastalıkları ve tedavi süreçleri konusundaki görüşlerimizde bir devrim yaratabilir. Gözlemlerden bazıları, önemleri bakımından, psikoloji ve psikiyatrinin çerçevesini aşmakta ve Batı biliminin yürürlükte olan Newtoncu-Kartezyen modeline ciddi biçimde meydan okumaktadır. Bu görüşler insan doğası, kültürü, tarihi ve gerçeği konusundaki imgelerimizi etkin bir biçimde değiştirebilir."
-Stanislav Grof, Kozmik Oyun adlı kitabın yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Nergis Yaman
  • Nymphetamine
  • Sena
  • Hasan Zeki Alp
  • Mustafa Altıntaş
  • Berrin Ataman
  • fahrettin kılıç
  • Thoth Amos
  • Yeklan
  • Özlem

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (5)
9
%40 (6)
8
%13.3 (2)
7
%13.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0