Çünkü çok şey burda oluş, çünkü burada herşey
bizi istiyor apaçık, o yitip giden, bize bir tuhaf
dokunan şey. Bizi, hem de en çabuk yitenleri. Bir kez
hepsi, yalnız bir kez. Bir kez, bir daha yok. Evet,
bizler de bir kez. Bir daha yok. Ama bu,
bir kez bulunmuş olmak, bir kezcik de olsa
yeryüzünde bulunmuş olmak, sanma geri alınabilir.
Biz de canla başla girişiyoruz onu başarmak için,
yalın ellerimize sığdırmak böyle,
bakışımıza dopdolu, dilsiz yüreğimize.
O olmak istiyoruz.– Kime bağışlamalı? Kendimize saklamak
en iyisi, bırakmamak… Ah, öbür varoluşa, yazık, öbür yana
ne götüreceğiz? Ne seyrediş, burada yavaş yavaş
öğrenilen, ne de başka birşey, burada olmuş. Hiçbir şey.
Öyleyse acıları, en başta ağırlığı öyleyse, bu uzun
deneyimini sevginin, öyleyse hep
anlatılmaz şeyleri. Ama sonra,
neye yarar, yıldızların altında: Onlar daha bir anlatılmaz.
Gezgin de getirmez ya dağın yamaçlarından
koyağa bir avuç toprak, o anlatılmaz şey herkesler için;
kazanılmış bir söz getirir ama, arık bir söz, sarı mavi
bir dağ çiçeği. Belki buradayız biz: Ev, demek için,
köprü, çeşme, kapı, testi, yemiş ağacı, pencere,–
en ötesi: Kule, sütun… Ama söylemek, anla,
öylesine söylemek ki, şeyler geçirmemiştir içlerinden
böyle olduklarını.