Sena

Sena
@Zsenakrts
ist. üni. cerrahpaşa tıp
hatay
419 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
Çünkü çok şey burda oluş, çünkü burada herşey bizi istiyor apaçık, o yitip giden, bize bir tuhaf dokunan şey. Bizi, hem de en çabuk yitenleri. Bir kez hepsi, yalnız bir kez. Bir kez, bir daha yok. Evet, bizler de bir kez. Bir daha yok. Ama bu, bir kez bulunmuş olmak, bir kezcik de olsa yeryüzünde bulunmuş olmak, sanma geri alınabilir. Biz de canla başla girişiyoruz onu başarmak için, yalın ellerimize sığdırmak böyle, bakışımıza dopdolu, dilsiz yüreğimize. O olmak istiyoruz.– Kime bağışlamalı? Kendimize saklamak en iyisi, bırakmamak… Ah, öbür varoluşa, yazık, öbür yana ne götüreceğiz? Ne seyrediş, burada yavaş yavaş öğrenilen, ne de başka birşey, burada olmuş. Hiçbir şey. Öyleyse acıları, en başta ağırlığı öyleyse, bu uzun deneyimini sevginin, öyleyse hep anlatılmaz şeyleri. Ama sonra, neye yarar, yıldızların altında: Onlar daha bir anlatılmaz. Gezgin de getirmez ya dağın yamaçlarından koyağa bir avuç toprak, o anlatılmaz şey herkesler için; kazanılmış bir söz getirir ama, arık bir söz, sarı mavi bir dağ çiçeği. Belki buradayız biz: Ev, demek için, köprü, çeşme, kapı, testi, yemiş ağacı, pencere,– en ötesi: Kule, sütun… Ama söylemek, anla, öylesine söylemek ki, şeyler geçirmemiştir içlerinden böyle olduklarını.
Edebiyat
Reklam
Yüzümüz hep yaratılmış olana dönük, bir onun üzerinde görürüz açıklığın yansımasını, gölge düşürdüğümüz. Ya da bir hayvan, dilsiz, kaldırıp gözlerini öyle bakar içimizden. Yazgı denir işte buna: Karşıda olmak, başka hiçbir şey değil, hep, hep karşıda.
Edebiyat
Nerede, ah nerede o yer –onu yüreğimde saklayacağım–, başarmaktan çok, çok uzak oldukları, birbirlerinden daha koptukları, çiftleşen, dengini bulmamış hayvanlar gibi; ağırlığın daha bir ağır olduğu; boşuna savrulan değnekleri ucundan tabakların daha kayıp düştüğü…
Edebiyat
Nasıl sezmezdi son nefeslerini verenler, kaçamaklarla dolu olduğunu burada bütün yaptıklarımızın. Hiçbir şey kendisi değil. Ey çocukluk saatleri, figürlerin arkasında geçmişimiz yoktu yalnız, gelecek değildi yalnız önümüzde olan. Büyümesine büyüdük; zorladık kimi zaman kendimizi büyümeye, biraz da onların, büyümüşlükten başka şeyi olmayanların hatırı için. Ama kendi başımıza gittiğimiz zamanlar sevinip oyalanırdık kalıcı olanla, evren ve oyuncak arasındaki uzayda dururduk, başlangıçlardan beri arık bir olay için kurulmuş yerde.
Edebiyat