Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kimsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım…
Bilinmeyen bir adanın olduğundan şüphem yok, diyordu adam. Oysa haritada tüm adalar vardı. Tamam da, bilmedikçe nasıl haritaya koyabiliriz ki bu adayı?
Bunu bir kenara bırakırsak kitaptaki diğer mesele: kendine dışardan bakmadıkça kendini bilemezsin diyordu adam. "Benliğimizi mi kastediyorsun?" diye sordu kadın, pek sayılmaz dedi.
Burdaki paralelliği anlarsak saramago'nun simgelerinden somutu kolayca yakalayabiliriz. Diyeceğim tamamen benim fikrimdir, kabul etmek için değil fikir olsun diye konuşuyorum sadece:
Haritadaki tüm o adalar, bizim karakterimiz; düşüncelerimiz, duygularımız, tepkilerimiz, hareketlerimiz. Bunların hepsinin farkındayız. Bir haritaya sahibiz, insanlık haritasına. Biri bize kızarsa naparız? Üzülürüz, orayı terk ederiz (öylesine bir kişiden misal) bir işte başarılı olmak için naparız, işlerimizi nasıl hallederiz, ailedeki rolümüz nasıl? Bunların hepsinin cevabı var kendimizce. Ya peki kendimiz hakkında bilmediğimiz bir adamız varsa? Peki o bilinmeyen, belki bilenemeyecek, tüm denizcilerden ve düşünürlerden öte sadece kendimizin bir ömür sürecek çabasıyla bulunabilecek bir adaysa?
Benlik değil, tam sayılmaz. Ama adamın dediği gibi, o adayı bulmadıkça kim olduğumuzu öğrenemeyeceğiz. Belki varoluşsal bir sorudur saramago'nun kast ettiği. Keşke ben de tam bilebilsem :)