"Kültür, açıkçası aletlerden ve tüketim mallarından, çeşitli toplumsal gruplaşmalar için yapılan anayasal belgelerden, insan özgün fikir ve becerilerden, inanç ve törelerden oluşan bütüncül bir toplamdır."
Bu tablolardan çıkan çarpıcı sonuç, Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyıla kadar hem asker hem sivil işlere bakan yönetici sınıfın "asker" oluşudur. Yani, şehirlerden ve kırsaldan sorumlu beylerbeyi olan paşalar, paşa, yani asker olmalarına rağmen hem askerî hem de mülki işlere bakarlar. Yani Tanzimat öncesi Osmanlı yöneticisi olan paşa, ordu-millet mirasının devamcısı olarak, hem asker, hem de sivil (mülkî) yöneticidir. XIX. yüzyıl itibariyle paşalar mülkî ve idarî paşalar olarak ikiye ayrılmıştır. Yani sivil idareci olan “paşa"lar, taşıdıkları "paşa" ünvanını askerî kültürden devşirmişlerdir. Böylelikle kaynağı askerî olan "paşa" ünvanı, siviller için de kullanılmaya başlanmıştır.
Oysa günümüzde "medeniyet" dendiği zaman aslında anlaşılan şey görgüsüzlüğün zıddı olan görgülülüktür. Örneğin "Çok medenî bir insandır." dendiği zaman o kişinin görgülü, edepli, adab-ı muaşerete dikkat eden biri olduğu anlaşılmaktır. Oysa kaynak kodlara bakarsak; medeniyet, "medine"nin yani şehirde kurulan teşekkülün ortaya koyduğu maddi ve manevi değerlerin bütünüdür.
Tablodan çıkartılacak olan bir başka önemli sonuç ise sivil toplumlarla yakınlaşan asker toplumların sivil toplumlara benzediği, asker toplumlarla yakınlaşan sivil toplumların da asker toplumlara benzediğidir. Bu sonuca göre iki farklı toplumun birbirlerine yakınlaştıkça diğerlerine benzeyeceğini savunan Fransız Sosyolog Michel Foucault'nun bu hususta haklı olduğunu görüyoruz.