Kitabın son sayfasına şunları yazmışım: Açıkça ve net bir şekilde hayatımda okuduğum en b*ktan kitap. En basit, en anlamsız, en taraflı, en güya akıllı ve evet en b*ktan şiirlerin bir araya getirildiği bir kitap olmuş ancak.
Daha ilk satırları okumaya başladığımda Garip akımının izlerine rastlamış olmama ve bu durum benim alakamı celbetmiş olmasına karşın ilerleyen kısımlarda yazar bunu ısrarla inkar ediyor. Ve bununla birlikte eserde morfolojik olarak Nazım Hikmet’e de inanılmaz bir öykünme hakim.
Sigara, küfür, dağ imgelerinin ardına saklanan terör seviciliği, kendi ideolojisine sahip olanlara devamlı olarak yapılan namuslu vatandaş övgüleri ile okuyucudan puan toplamaya çalışma, ucuz ve sanrısal akıllılığı. Yazık, şiirler bunlardan ibaret!
Gitme diyen, gözler kapanınca üşüyen şiirler… Yani evde, okulda, mesirelerde, yatakta veya banyoda akla onu hiç zorlamadan gelecek, tüm bu yerlerde edebiyatı (?) yapılan, yapılabilen şeyler.
Kitabın tek bir şiirine dahi şiir demeye haya ediyorum. Herhalde 68-78 -kendini devrimci olarak niteleyen- kuşağının şişirip balon yaptığı kendisinin de ne yazık ki bunun farkında olmama handikapına düştüğü bir isimden ibaret olmuş yazar. Bir de edebiyatçı diyeceğiniz tahsilli, çokça eser vermiş, tanınmış kimseler de aralarında toplanıp bunu da şöhret edelim yazık, demişler ve her biri biraz biraz övüp yerini göklere çıkarmışlar bu kitap ve sahibinin. Ancak kendilerini ayağa düşürdükleri ve kendilerine olan güveni zedeledikleri kanısındayım.
Neyse bu kadar yeter. Netice: Son raddede başarısız ve ancak militanlıkla, taraftarlıkla şöhret bulmuş, okuyucu toplamış bir kitap. Vaktime yazık!