Bizim bilinçli düşüncelerimiz, çoğunlukla bilincine varmak istemediğimiz bazı duygu ve isteklerimizin aklileştirilmiş (akla uydurulmuş) biçimleridir. Yani bilinçaltı istek ve güdüler kendilerini bilinçte, başka giysilere bürünmüş olarak gösterirler.
Eski teorileri eleştirel bir gözle yeniden incelemek bizi gerçeğe daha çok yaklaştırır. Ama toplumsal çelişkiler ve zorlamalar ideolojik aldatmacılığı ön plana çıkardıkça toplumsal yaşantıdaki düzensizlik ve akıldışılık insanların garip tutkulara kapılıp akıllarını kullanmalarını engelledikçe, gerçeğe daha fazla yaklaşmak ve de ulaşmak mümkün olmaz.
İnsanlara, sömürünün bulunmadığı, bu nedenle de bunu gizlemek ya da haklı göstermek için akıldışı birtakım ideolojilerin geliştirilmediği bir toplum biçimi gereklidir. İnsan ancak, temel çelişkilerini çözmüş, toplumsal gerçeğin hiç saptırılmadan tanınabildiği bir toplumda aklını tam olarak kullanabilir ve gerçeği çarpıtılmadan algılayabilir. Başka bir deyişle, ancak ondan sonra gerçeği "söyleyebilir". Yani gerçek kavramı, tarihe bağlı ve görecelidir. "Gerçek", bir toplumda akılcılığın egemen oluşu ve çelişkilerin ortadan kaldırılma oranına bağlı olarak ve o netlikte belirir.