Walt Disney'in filmlerinde, boşluğa doğru uzatılmış bir kalasın üstünden yürüyüp boşluğa çıktığı halde kendini hãlâ bu kalasın üstünde sandığı için düşmeden yürüyen ördek gibi, yaşamdan Balzac'ın romanlarına geçen okuyucu da kendini hâlâ yaşamın içinde sanır; hem Walt Disney filmlerindeki ördeğin tersine, boşlukta yürüdüğünün birdenbire farkına vararak tökezlemez de. Balzac yaşamı bilir, yaşamın dokusunu bilir, toplumu bilir; olaylar arasındaki ilişkileri, sanki bir bilgin gibi önceden incelemiştir.
Önsöz'de geçen bu paragrafı okuduğunda pek bir anlam ifade etmediğini düşünüyor okur, ancak Kitabı bitirir bitirmez bu tespitin ne kadar yerinde olduğuna kanaat getiriyor ister istemez.
Krallar bile, metreslerinin çelik bir zırhın altına gizledikleri o son derece soğuk nezaketle nasıl baş edeceklerini bilemezler. Kadının güzel yüzü gülümserken çelik insana batar; el, kol, beden, hepsi çeliktendir.
Sevgimizle gözümüzde onca büyüttüğümüz kadınların, bu sevimli yaratıkların aslında ne denli acımasız olduklarını anlamak için onları kendi aralarında görmek gerekir.